Ana içeriğe atla

İÇ DÖKME SEANSI


BİR AÇILIŞ HİKAYESİ

Kendi halinde sessiz sakin bir insanım. O kadar sessizim ki bazen bu sessizliğim iletişim anlamında can sıkıcı hale dönüşebiliyor. Belki de bu yüzden farklı bir şehir de senelerdir kendime yakın diyebileceğim bir arkadaşım olmamıştır. Katlanılmaz demeyelim de uzun vade de iletişimim sarmıyor sanırım gözlemlediğim bu. Ay canım o kadar da depresif değilim belli bir samimiyet oluştuğunda gözlerimin içi parlar enerjim tavan olur ışıltıma zaten laf söyletmem.

Senelerdir bir deftere hayatımı etkileyen insanlar hakkında objektif yorumlarımı yazıyorum. Bazen annemin korkusuna her şeyi de yazamıyorum okur da üzülür diye.Kendimi çok yalnız hissettiğim ve kendime yakın herhangi bir insan evladının çevremde olmadığı zamanlardan geçiyorum.Şimdi anlatacağım şey aslında bu gerçekleşen olay da "neden blog açmıyorum senelerdir yazıyorum" dedirtti.Ve anonim olarak iddiasızca gerek önceden yazdığım gerekse günlük başıma gelenleri paylaşacağım bir platformum olsun istedim.Şimdiden heyecanlıyım okuyacak olanlara vaktini ayıranlara şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum.

Tarih 17 Mayıs 2022 Salı

Kendimi yataktan kazıyarak kaldırdığım bir güne günaydınn tabi mümkünse.Physiology dersine gitsem mi gitmesem mi ikilemi içerisindeydim.Hoca da yoklama almıyor ama gitmesem içim rahat etmez biliyorum.Bende de böyle bir şey var dersine gitmediğim hocalara karşı bir iç huzursuzluk bir vicdan muhasebesi.Hem gitmiyorsun derse hem de kendine eziyet çektiriyorsun ayrı bir değişiğim (aynaya karşı) Şimdi bütün ışıltımlaa sanki gözümü kapatsam uyuyacak olan ben değilmişim gibi hazırlanıp çıkmalıyım.Ayy bide güneş kremini unutmayayım.Güneş kremi sürmediğim zamanlarda çok savunmasız hissediyorum kendimi (şimdi bu kamu spotuyla ne yaparsanız yapın) Her neyse bütün ışıltımla çıktım duraktayım.Otobüs gelmedi hala bekliyorum yok.Bir de bende gereksiz bir bilgi daha vereyim , eğer okula erken gitmezsem mutlaka geç kalıyorum ortası yok.Geç kalacağım anlaşıldı.Otobüs geldi okuldayım.

16-18 Mayıs tarihlerinde bahar şenlikleri varmış.Şenlik çekecek hevesim de yok açıkçası bir de bunun eve dönüşü var.Her neyse sınıfa girdim 09.30'daki derste koca amfi de 4 kişiydik ???? Eveet eveett doğru gördünüz kaç kişilik sınıfta 4 kişicik derse gelmiş sadece derse gelenlerden bir kızı tanıyorum sadece.Onda da günaydın,merhaba dan ötesi yok.Aslında okul şartlarını ve diğer hırslıı insanlara göre düşündüğümde gayet zararsız ve iyi enerji aldığım bir kızdı.Birden hocanın telefonu çaldı dekan arıyor kortej yürüyüşüne öğrenci lazım bana gönderebilir misin? evet aynen bunu diyor hoca da emir büyük yerden zaten free takılan bir hoca salıyor bizi ders iptall , toplasan 10 dakika kalmamışımdır sınıfta bir de geç kalmama rağmen o kadar yol değdi mi diyorum içimden.Neyse ya en kötü coffee break+read a book=break time yaparım tek başıma ona da alıştım diyorum vee bu bahsettiğim kız gerçek ismini vermeyeyim ,adı çiçek olsun.Bu çiçek gibi kızımızla tek kalmış vaziyette kampüste yeni açılan starbucksa gidiyoruz.Yeni açılan bu starbucksa ilk gidişimde kahvemi elime alana kadar starbucks olduğunu anlamamıştım o derece etrafta ne tabela ne de yazı var.Konsepte ne kadar starbucksa benziyor yaa diyorum ama starbucks amblemi bile yok ortalıkta.Çiçekle birlikte 2.gidişim olmuştu bu mekana.Şunu demeliyim ki uzun zamandır bu kadar beni dinleyen ve anlayan birine denk gelmemiştim.Bir kez bile sözümü kestiğini görmedim çiçeğin cidden dinliyordu.Karşılıklı iç dökmeler yaşıyoruz.Durum değerlendirmeleri,ülke sorunları,mülteci,gelecek kaygısı,hocaların dedikodusu kendimizi keşfediş hikayemiz of off neler neleerrr.Derse girmeden önce bütün bu sohbet için teşekkür etti.Teşekkür ederken bile o kadar naif bir insan ki gerçekten ilerleyen zamanlarda sohbet edip vakit geçirmek isteyeceğiim insanlardan oldu.Ve kafamın içindekilerin %1'i bile olsa kendimi o kadar rahatlamışş ve stres atmış hissediyorum ki uzun zamandır gerçekten böyle kaliteli vakit geçirmeye ihtiyacım varmış.Akşam dikkatim dağılmadan genetics lab sınavına daha adapte olarak çalışabildim.İlerde bir gün okur mu burayı bilmiyorum ama o gün için çok teşekkür ederiim bu blog sayfamı açtıysam o güzel sohbetin sayesinde oldu çiçek kız.

Digital olan bu çağda herhangi bir görüşmenin konuşmanın iyi geçtiğini nerden anlıyorum biliyor musunuz? O sohbette telefonun varlığını unutur derecesinde telefon denen şey aklıma bile gelmiyorsa (aynı şekilde karşımdaki de telefonuyla haşır neşir olmuyorsa) işte o zaman kaliteli bir sohbet geçmiş demektir.13.00 deki derse kadar vakit nasıl geçti anlamadım.Yalnız olmayınca nasıl geçtiğini de anlamıyormuşsun.Çiçeğe dedim ki senelerdir deftere bir şeyler yazıyorum iyi ya da kötü içimi döküyorum dedim o da blogun mu var dedi yok ,ordan bir aydınlanma yaşadım.Bunca zamandır yazıyorum peki neden blogum yoktu.Eveet artık varrr.Bu yazıyla birlikte olur da ilerleyen zamanlarda neden blog açtın diye sorarlarsa açış hikayem anı kalsın diye yazıyorum buraya.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...