Kendime temas ettiğim bir yerden yazıyorum.Bu bir dökülme değil; bu bir ayar çekme hali. Kendime, hayata ve beklenti kavramına. İş arama sürecimin göz dolduran o günleri biraz erken geldi bu sefer. 25 gündür iş arama sürecim bu sefer bir öncekinden daha stratejik şekilde ilerliyor. Henüz telefonum çalmadı ama olsun.Şu anda “neden olmuyor?” noktasında değilim; “olan şeyler beni neden tatmin etmiyor?” eşiğindeyim. Bu iki yer aynı değil.Telefonun çalmamasını inkar etmiyorum ama buna kimlik anlamı yüklemiyorum. Eskiden “seçilmedim = yeterli değilim” denklemi kuran biri olarak, şimdi “henüz temas etmedi” diyebiliyorum.Bu sefer o ışıklı ve güzel günlere yakın olduğumu biliyorum. Başıma gelen iyi kötü tüm anılarımı kendimi kurban ya da mağdur bir yerden çıkarımlar yapmadığımı söylemeliyim. Artık kamu spotu gibi bir şey oldu bu. Hep iyi olmak, iyi olmanın sınırlarını koruyamadığımı düşünüyorum. İyiyim ama tercih edilmiyorum. İyi çalışıyorum ama başarılı olamıyorum. Hayatımın bir ...
Bu yazıyı bir şeyler yolunda gitsin diye değil, yolun kendisiyle temas kurabildiğim nadir anlardan birinde yazıyorum; çünkü bazı dönemler vardır, ne tam başlamıştır ne de bitmiştir ve insan o arada kalmışlıkta kendini açıklamak ister ama kelimeler aceleye gelmez—benimki de tam olarak öyle bir zaman. Geçen yıl bu zamanlar yine hayallerimi vision board'a asıyordum; iyi bir yönetici,verimli çalışma ortamı,destekleyici proje ortakları, uzun vadeli bir çalışma düzeni diliyordum ama bugün daha net görüyorum ki ben aslında hep sürdürülebilir bir hayat istedim, sadece çalışmak değil, kök salmak istedim.Bazı kapılar insan kapattığı için değil, zamanı dolduğu için kapanır ve benim hikâyemde de olan buydu. İşten ayrıldım—ayrıldım demek kolay ama içimde olan biteni tek kelimeyle anlatmıyor; beni zorlayan şey bir şeyin bitmesi değil, emek verdiğim bir sürecin ben hazırken elimden alınmış olmasıydı, bu yüzden bazen “ekmeğimle oynandı” diyorum ama bunu bir sitem değil, bir eşik cümlesi olarak k...