Ana içeriğe atla

ADALETSİZ BİR DÜNYADA MASUM OLSA BİLE ÖNCE KADIN ZULÜM GÖRÜR (AYBEN -YENİDEN)


Fiziksel ya da psikolojik şiddet uygulayan erkeğin kendi acizliğini örtmeye çalıştığını , erkeklerin reddedilmeye ve istenmemeye karşı tahammülsüz olduklarını öğrendim. Onlar da kadınların her şekilde ayakta durabildiklerini, onlarsız da yapabildiklerini öğrendi.

Hayatının patronu olmaya niyetlenen adamlar kadınları öldürüyor, üstelik hayat arkadaşı olmadığı halde sonra deniyor ki iyi seçim yapın diyelim ki, iyi seçim yapamadık bunun bedeli öldürmek mi? yakılmak mı? dövülmek mi? İstemiyorum seni cümlesinin anlaşılmayan tarafı nedir?

Kadınları eve kapatmaya, çalışmasını engellemeye parasını kazandıktan sonra men etmeye, bol bol çocuk doğurtup kendine bile bakamayacak hale getirmeye çalışan ve bu sisteme çanak tutanlar, erkeklik denen olguyu göklere çıkarıp kutsamaktan başka ne yaptı? Kadın cinayetlerini arttırmaktan başka ne işe yaradı?

Özgecan yaşasaydı psikolog olacaktı. Münevver Karabulut, Çağla Çuğaltay ve Helin Palandöken öldürülmeseydi şimdi üniversitede hayallerinin peşinden koşuyor olacaktı. Şule Çet'in hayali öğretmen olmaktı. Ceren Özdemir'in "Hedeflerim" başlığıyla tuttuğu not defteri hiç açılmayacak mesela. Pınar da yeter dedik, Özgecan da son dedik. Aleyna ve Nadira da adalet yerini bulsun dedik. Bu cinayetlerin önüne geçilmek için ne yapılıyor mesela? "Kadın haklarını hedef alan herkesin karşısında dikileceğiz" diyorsunuz. Rabia Naz'ın, İpek Er'in, Aleyna Çakır'ın  ve Nadira'nın katilleri karşısında dikildiğiniz gibi mi dikilmeyi düşünüyorsunuz.

Kadınlar melek olmadı, öldürüldüler. Yakılarak, dövülerek, boğazı kesilerek, üstüne beton dökülerek tecavüz edilerek öldürüldüler. Cinayeti "melek oldu, aşk katliamı" vs. gibi şeylerle romantizme etmeyi bırakalım artık. Çünkü katiller umutlarımızı, mutluluğumuzu, huzurumuzu hayatımızın güzel anlarını elimizden alırken bir saniye bile düşünmeyenler. Cinnet geçirmişim çok pişmanım diyenler, kadın mıdır kız mıdır diyenler, o saatte orada ne işi varmış diyenler diyenlerr....

Gerçekten hala utanmadan her cinayeti takip edeceğiz yazıyorlar-söylüyorlar asla somut ve kökten bir çözüm üretmeden sanki Türkiye'deki ilk kadına şiddet olayı şimdi yaşanmış gibi şaşkınlık var.

Sizin gibiler kimseyi sevmesin ,siz öyle çiçek ve böcekleri de sevmeyin. Kadınları çocukları hele hiç sevmeyin, sevmeyin ki ölmesinler. Kendinizi adam sanıp sevdiğiniz her şeyi malınız gibi görmeyin artık. Öyle ben artık sevmiyorum gideceğim demekte yok sizde. Hiçbir kadın cenneti bulmak için bir erkeğin cehennemine katlanmak zorunda değil. Evlendiğiniz kişiyi düzgün seçin sevgilinizi düzgün seçin... babamı ve ailemi de mi düzgün seçeyim? Zırvalıklarınızdan bıktık artık sokakta yürürken bile tanımadığımız kişiler tarafından öldürülüyoruz. Sırf erkeklere sahip çıkamadığınız, hakkettikleri cezayı veremediğiniz, daha fazla zarar görmesinler diye değil de , sesleri daha fazla çıkmasın diye susturmaya çalıştığınız kadınları, bir yere doluşturma hakkını nereden buluyorsunuz?

https://youtu.be/A-Q7ce7Q66k 

https://youtu.be/0FwUbGgbGl4

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...