Ana içeriğe atla

KOPTU KAYIŞ


Büyüyorum...

Büyüdükçe farkındalıklarım da artıyor. Farklılıklara önyargıyla yaklaşmak yerine saygı duyup hoşgörüyle bakabiliyorum. Daha az eleştiriyorum insanları , daha çok empati kurmaya çalışıyorum. En önemlisi de anlamaya ve onları dinlerken anlaşıldıklarını hissettirmeyi seviyorum. Her zaman bu kadar ponçik bir insan olmuyoruz tabi ki , bazen parça ponçik olduğumuz zamanlarda oluyor. Parça ponçik olduğum zamanlarda sınır çizmekten hiç korkmuyorum , kaybedebileceğim hiçbir şeyim olmuyor belki de asıl özgürlük ve cesurluk burada başlıyor. Bu sınırdan sonra gözüm hiçbir şeyi görmüyor. Senelerimiz bile geçse , ben geçen zamandan çok , hissettiğim ve bana hissettirilen değerlerle yoluma devam etmeyi seçiyorum. Kısasa kısas , bana nasıl yaklaşılıyorsa öyle yaklaşıyorum.

Bazen diyorum bugüne kadar yalnızlıkla, güvensizlikle , sevgisizlikle ve bir yere ait olma duygusunu hissetmeden yaşadın, bu duygularla sınandın. Seni en çok bu konuda sınayanları , yine kendin çok iyi biliyorsun. Ben kendime ait tabuları bir şekilde yıkmaya çalışırken , karşımdaki insanlar hep kapı duvardı ve benim buna sabrım tam olarak 21 yıl sürdü. Evet bunları fark ediyor ve kabullenmiş olmam tamamen 21 yıl sürdü. Bir yere kadar sabrediyor insan dediğimiz canlı da. Bu saatten sonra araya örülen duvarlar biraz da sizin üstünüze yıkılsa umurumda olmaz.

Dünyaya geliyor oluşunda biyolojik katkıda bulunan insanlar bile , seni bu duygularla sınarken çareyi dışarıda aramadım kimseye sesim bile çıkmadı. Hayatımda bir şeyler yolunda gitmediğinde bu bariz bir şekilde gözümdeki ışığı söndürecek şekilde belli olduğunda yine de hayatımda olan şeyleri arkadaşlarıma anlatamazdım. Onlarda beni dertsiz, tasasız prensesler gibi büyütülmüş , hayatında gram zorluk görmemiş bir kadın olarak bildiler. Zamanla arkadaşlık, birine yakınlık duyma denilen kavramlar benden uzaklaştı , kısacası sorunlardan, kişilerden kaçsam da sığınabileceğim tek yer kendi limanımdı. Arkadaşlarımla yaşadığım sorunları başka birine anlatıyor olmak kısmına hele hiç girmiyorum. Tamamen her şey içimde toprağa gömülü bir şekilde bekliyordu.

Peki ya en son ne zaman dert dinleyen değil de , derdi dinlenilen insan oldum ? En son ne zaman bir telefon konuşmasında karşı taraf gerçekten de nasıl olduğumu merak etti? En son ne zaman derdinizi anlatmayı bitirdikten sonra, kaç defa başka şeylere odaklanamayacak kadar beynimi meşgul ettiğiniz de bunu fark ettiniz? Sonrasında, söz konusu kendi derdim olduğunda ortadan kaybolmaktan ve konuyu kendinize getirmekten ne zaman vazgeçtiniz?  Hayatımın belli dönemlerinde duygusal patlamalar yaşarken (olabildiğince tekken geliyordu bu duygusal patlamalar) nadir de olsa diğer insanlarda bu patlamalara şahit olduklarında "takma ya düzelir , aman ya boş ver" demek yerine anlaşıldığım bir zaman oldu acaba ? Onlara göre fazla sessiz, sakin kendi halimde kaostan uzak bir yaşantım var zaten. Hiçbir şeyin zorluğunu, yokluğunu ve akran zorbalığını da görmedim değil mi? Öyle deme ama ya onların zamanında telefon mu varmış ? Yağ kuyrukları , elektrik kesintileri  aman diyeyim Türk aile yapımıza zeval gelmesin , işte birtakım “imkansızlık ve yok biz şöyle yokluk çektik güzellemelerini” dinliyoruz , ve son olarak kimseyi kendinizden feda ederek hayatınız da tutmaya çalışmayın. Sizinle olmak isteyen , sizin varlığınıza saygı gösterdiği , sevgi ve değer verdiği için yanınızda olsun. Sizin onun için feda edebilecekleriniz , değiştirebilecekleriniz , vazgeçebilecekleriniz veya yarıda bırakacaklarınız için değil.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...