Ana içeriğe atla

MUTLULUK GÜZELLEMESİ


Şirketlerde,kafelerde,yemek masalarında yaptığımız sohbetlerde şikayetlerimiz bir türlü bitmez.Mutsuzluğu vergilerin yükselmesine fiyatların artmasına gürültüye çevre kirliliğine bağlarız.Evet eveet bu sorunlarımıza çözüm bulmak için hiçbir şey yapmıyoruzdur.Muhtemelen şikayet etmek hoşumuza gidiyordur.Hatta bunlar da gerginlik ve stresi beraberinde getiriyordur.Kaçırdığımız bir detay vardır ki , stresin sebebi yaşadığımız olaylar değildir.O olayları nasıl anlamlandırdığımızdır.Kim bilir mutluluğun yolu asla değiştiremeyeceğimiz gerçeklere üzülmeye bırakıp mutlu olacağımız konulara yönelmektir.

Mutsuzluğun insanı ayrıcalıklı yaptığını düşündüğümüz için (kendini mutlu hissetmeyi bayağılık,hırssızlık göstergesiymiş gibi gördüğümüzden) "ne kadar mutlusunuz" dediğimiz biri itiraz edebilir.İlkel kabilelerin günümüzdeki toplumlar gibi tartıştığı bir konu değildir bu.Hemen herkes çok az şeyi ve hatta hiçbir şeyi olmayan insanların her şeye sahip olma şansını yakalamış çalışkan insanlardan daha mutlu olmasının sebebini sorgular.

Öncelikle, buraya kadar bunu okuduğunuz ve zaman ayırdığınız için teşekkür ederiim. Yukarıda yazanlar Nietzsche'nin aforizmalarından bir alıntıydı.Sadece bu aforizmayı okurken aklımdan geçenleri yazmak gerekirse ,2022 yaşam koşullarını da katarsak bu işe bu kadar gerginliğin ve stresin sebebi TÜRKİYE'de yaşıyor olmak olmasın? Coğrafya kaderdi değil mi?  Normal bir gündem varmış gibi toksik pozitifliğe devam mı edelim? Yine her şey normalmiş gibi normal mi anlamdıralım ? Kişisel gelişim ve psikolojinin çok ayrı dünyalar olduğunu ve kişisel gelişimin sadece mutluluk güzellemesi ve toksik bir pr algısı olduğunu düşünüyorum.İşin içinde popüler kültür de var ya çevir kazı yanmasın hesabı.Şunu da söylemeden geçemeyeceğim mutsuz insana tavsiye verilmez,sorular sorulur sormanız gerektiği yere kadar.Mutsuz ve o günü kötü bir enerjiyle geçiren insanlara rica ediyorum tavsiye vermeyin,çünkü tavsiye vermeniz umrumuzda olmuyor."Takma ya canım herkesin başına geliyor" "Sen çok güçlüsün atlatırsın" da demeyin insan kendi kendine elbette yeter yetiyordur da ama neden güçlü olmak zorunda bırakılıyor? Bunun gibi içi boş tavsiyeler konuşmayı kapatır,soru sormak ise kafayı içten açan bir şey olduğunu düşünüyorum. Bu kadar kaosun ortasında insan en son ne zaman dertsiz tasasız mutlu oldu mesela ? Onu bile unutur hale geldik.Ve son olarak mutlu olmak adına "mutluluk güzellemeniz" bittiyse biz kalkalım ya (kapanış) , sevgilerrr

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...