"Aynı düşüncedeki insanlar ruhunuza, farklı düşüncedeki insanlar zihninize iyi gelir. Çünkü ruh huzur, zihin hareket ister." (Umut Vera Tuna)
Huzur seviyenizin, belirli bir eşiğin altında olmasıyla verimli bir hayat süremeyeceğinizi, hayallerinizin peşinden yürüyemeyeceğinizi, güven dolu iletişim ve ilişkiler şöyle dursun , kaos ve kargaşa dolu bir hayatın ortasında bir çıkmaz yola düşebilme ihtimalinizi daha net görüyorsunuz. Ne kadar çıkmaza girilse de "o yol sana eşlik edenlerle" daha çekilesi oluyor. O yüzden ne kadar mental sağlık açısından en dibi gördüğüm zamanlar da bile "Sen kendine yetersin" , "Sana kendi ışığın yeter" mottolu kişisel gelişim kalıplarına sığınmadım çünkü böyle şeyler bana inandırıcı gelmiyor.(Gelişim kitapları sokaklarda yazılsın 😂)
İnsan dediğimiz canlı, sosyal bir varlık , sürekli değişim ve gelişim halinde. Kimseye ihtiyaç duymayacak hale gelene kadar kaç kere yalnız bırakılsa da yalnız yaşayamaz, anlamlı bağlar kuramazsa hastalanır ; sevilme ve anlaşılma ihtiyacınızı kendinize itiraf etmedikçe, kabullenmedikçe kendi içinde dengeye kavuşamama ihtimali artar. Gücünüz kendi içinizdeki zaafları, zayıflıkları kabullenmekle başlar. Yalnızlığın övülmesi mümkün ancak bu hayat mottonuz olacak şekilde değil, örneğin depresyondasınızdır atılım gerçekleştireceksinizdir destek yoktur anlayan yoktur ; evet kendi ışığınızda parlayın. Ancak tek olmanın sürekli övgü konusu olması, mental sağlığımızı tahrip eder ve bunu kendinize itiraf edemeyip anlamlandıramadığınız zamanlar da sürekli yalnızlık olumlaması yaparak, tek başınalığı bir övgü haline getirerek ,bu döngüden çıkamaz ve sürekli bunu söyleyerek kendinize karşı bir şeyleri kabullenmeyi ertelemiş olmaz mıyız? İnsan tek başına da gayet kendi kendine yeter elbette yetiyordur da ,ama neden güçlü olmak zorunda bırakılıyor? Mesela, bu döngünün cevabını neden aramak zorundayız ?
İnsanlarla iletişim kurdukça belli bir yaşam kalitesine ulaşır bununla birlikte ,yaşam kalitenizi çevreniz belirler. İyi konuşan insanlarla iyi konuşur, hoş giyinenlerle hoş giyinir , vizyon sahipleriyle gelecek planları yaparsınız. Düşünce kalıplarımız desen etrafımızdaki kişilerin vizyonu , gezip gördüğü yerleri anlatması ve okuduğu kitapların sınırları kadar. Çevreni değiştir değiştir deyince de ertesi gün bambaşka bir çevreye uyanmıyorsunuz tabii ki de. Bu bir süreç , yavaş yavaş insanlar hayatımızdan çıkar frekanslar uyuşur ya da uyuşmaz. Herkesle aynı sevgi ve saygı çerçevesinde kalabilsek keşke , ama kadroya "tecrübe denemesine" girmiş gibi yenileri giriyor, değişiyoruz ve gelişiyoruz. Ve son olarak, en yıkılmaz sandığınız tabularınıza karşı , fikirleri cephe olarak görürseniz , kendi içinizdeki savaşınız hiç bitmez ama fikirlerin bir şeyleri iyileştirmek adına orada olduğunu fark ettiğiniz zaman asıl aydınlanma oradan sonra başlar.

Yorumlar
Yorum Gönder