Her güne aynı enerji aynı yaşama tutkusuyla başlayamadığımız sabahlar olabiliyor. Bu da öyle bir sabahtı. Günlerdir sanki şafak sayıyormuşum gibi gelmeyen o uykular, beynimin içinde mekanizma varmış gibi durduramadığım düşünceler ve bunları tetikleyen iç sesim , farkında olmadan boşluğa dalarken bile tetiklediğini hissettiğim nesneler, olaylar, yeme düzensizliğinin getirdiği iştah bozuklukları, gözümdeki ışık sönmüşte kara da boğuluyormuşum hissi var. Hayatın olağan akışı devam ederken tutturamadığım düzenim ve iyice diplere çekilen akademik hevesim. İçsel anlamda iyice yıkılmış, içim çürümüş gibi. Yıkılmadım ama ayakta da değilim diyemiyorum. Çünkü bir sarsılma hali var.
Bütün bunlarla birlikte, gece doğru dürüst uyuyamadığım için yorgun, açık pencereden sırtıma esen rüzgar yüzünden tutuk, güneşin doğuşunu kaçırdığım için de sersem gibi hissediyordum kendimi. Ödüm kopuyor güne limonlu-sirkeli su içmeden ve güneşi selamlamadan başlayacağım diye (!) neyse gecenin kasveti geriye kalan zamanımı etkilemesin diye çabucak duş yaptıktan sonra ıslak saçlarımla sokağa attım kendimi.
Keyifsizim sadece. Hormonal bozukluklar, ya da son günlerin gidişatından kaynaklanıyor olabilir. Akademik kaygılar, hastane stajları, iş hayatı vs. yorulmuş olabilirim. Biraz da pozitiflik bırakalım buraya, evimin her tarafı boydan boya camla kaplı dışarıdan plazadan bozma görünümlü ama enerjisine bir türlü ısınamadığım ilk evim. Artısı çok bunlardan biri ,evin ısınması için güneşin doğmuş olması yeterli olabiliyor. Ama bu kesinlikle yaz mevsimi için uygun bir durum değil :D Belki de güne açan çiçekler gibi enerjik, sevgi dolu, full motivasyonlu bir hayat için, çoğu şeye sahip olsam da, asıl mesele hayatında devam eden iyi ya da kötü her şeye karşı kendi içinde içsel huzur ve motivasyonun olmaması ve bu olmadığı sürece yok şunu yap düzelir, yok bunu yap demekle olmuyor, belki iyi niyetinizle insanlara tavsiye veriyorsunuz teşvik etmeye çalışıyorsunuz anlıyorum ama asıl mesele bunları yapacak bir enerjin ve huzurunun olmamasından kaynaklanıyor.
Düzenli olarak yaptığımız işleri günümüzden çıkardığımız zaman geriye kalan boşluk, can sıkıntısının sebeplerinden biri olabilir mesela 3-4 ay önce her öğleden sonra sakin bir yere gidip iki saat boyunca yazıyordum. Rutinimden yazıyı çıkardığım son birkaç ayımın nihayetinde hayatımı tatsız bulmuş olabilirim. Ne demiştik? Ruh yaratıcı güçten beslenir ve ruh huzur zihin hareket ister. Allan Percy - Her Güne Bir Nietzsche ve Doğan Cüceloğlu'nun Gerçek Özgürlük kitaplarını bitirdiğimden beri bir satır yazmış değilim. Yaratıcılığımın sanki uykuya yatmış da uyanmayı unutmuş gibi bir hali var bununla birlikte geçici olarak ruhsuzlaşmışım anlaşılan. Yaratıcılık derken blog yazmaktan bahsetmiyorum. Blog yazmak bile değil. Gün içerisinde yaptığın hiçbir şeyden mutlu olamamak, hevesle anlatmayı bırakmak, kırmızı kaplı defterime iki satır yazmak bile yeter ama yok kesinlikle içimden hevesle yaptığım şeyleri yapmak gelmiyor.
Bazen insanlara cevap yazarken bile ilham perisi uyukladığı yerden silkiniveriyor, bir heyecan ¨beni mi çağırmıştın?¨ diye omuzumda bitiyor. Ama ben bir süredir çoğu şeyi aksattım, ve gün içerisinde yaptığım-yaparken ve sonrasında kendimi dengeli ve neşeli hissetmemi sağlayan şeyleri günlerimden çıkarınca geriye kalan boşluğu da mutsuzluk, tahammülsüzlük ve can sıkıntısı doldurdu.
İyi de nasıl geçecek bu? Bu gidişte sanma biter, böyle gelmiş böyle gider demek geliyor içimden. Her değişimin kendi içinde bir süreci oluyor. Geride kalanın (ya da seçmediğinin) yasını tutuyor, yenisi (ya da tercih ettiğin) için heyecanlanıyor, karmaşık duygular arasında bir yere tutunmaya çalışıyorsun. hayat akıyor, su yolunu buluyor, geriye değişmeyen bir şey kalmıyor.

Yorumlar
Yorum Gönder