Ana içeriğe atla

Özgürlüğe Adanmış Bir Ömür


Sanki hep, ulaşabilmek için uzaktan bakıp iç çektiklerimin dışında kalacağım. Sanki hep iç çekişler birikintisi olacağım. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği zamanlarda ağlayacak bir kişinin bile olmaması ikinci bir ağlama sebebidir. Hem herkesin koştuğu ilk kişisin, hem de en çok yalnız bırakılan ama halledersin ben böyle inandım. 

"Her şey, herkes senden bıkabilir ve seni bırakabilir ama kariyerin asla" ideallerim, hedeflerim, hayallerime tutunabilmeyi sağlayan o hayat mottosu. Geleceğimi bunun üzerine inşa ediyorum desem yalan olmaz. Ama bir şeyler ters gitti yapmak istediklerim, yaptıklarıma o kadar uzak hissediyorum ki kendimi , eskisi kadar konuşasım yok, ne hissettiğimden bahsedesim yok, kimseyi merak etmiyorum, hiçbir şey ilgimi çekmiyor. Belki diyorum kendimle kalmak, bir şeylere iyi gelebilir toparlayabilirim o gücü bulabilirim diyorum ama kendimi de bulamıyorum.

Yetişkin bir birey olmanın getirdiği şeylerin başında ,kolumu kaldıracak enerjim ve moral-motivasyonum olmadığında ,diğer yandan devam eden hayatımın bir ödülüymüş gibi üretken olmaya devam ediyor oluşum ve kendi hayatımı düzenlemem gereken ZORUNDALIKLARIN var olması. Çünkü biliyorum ben yapmazsam, kimse yapmaz. Yaklaşık 10 aydır 2+1 evde tek yaşayarak, aileden özgürleştiğimi sanan bana , babamın 15-16 yıllık işyerinden tüm düzenini İzmir'e taşıması şoku , bir noktada aileden özgürleştiğimi sanan ben , hayat ben başka planlar yaparken başıma gelenlerdir sözünü hatırlattı. 

Aileden özgürleşmek, geçmişteki toksik halinden özgürleşmek, bağının nasıl koptuğunu anlayamadığın insanlardan özgürleşmek, eski anılarından özgürleşmek… “Özgürlük” işte herkes için tüm mesele bu. Kalıpları yıkmak, affedici ama aynı zamanda kendi kurtarıcımız olmak.

İnsan 3 noktada sınandığında değişebilir. Sayısal değer vererek bir şeyleri kategorize etmiyorum kesinlikle ama farkettiğim bu 3 şeyle sınandığımda sanki değişmeyen tek şey değişimin kendisiymiş gibi değiştiğimi ve geliştiğimi düşünüyorum. Bu 3 şey kırıldığında, darıldığında ve başarısızlığı hissettiğinde toparlanması çok zor olmasıyla birlikte nereden kırılırsak kırılalım ‘kurban’ ı oynamak insana daha kolay geliyor. Çaresiz olduğu için değil, ürettiği çareler yeterli olmadığı için daha çok çabalamak yerine kabule geçiyor ve bu kabullenme bir noktadan sonra kafamızda dolaşan haddinden fazla süredir bizi meşgul eden bir olayı sürekli insanlara anlatarak anlamlandırmaya çalışarak, kendimi kandırdığımı ve üzdüğüm gerçeğiyle yüzleştirdi. Son zamanlarda kendime kazandırdığım farkındalık bu yönde. İnsan her kararıyla kendisini ve kendi ışıltısını yaratıyor.

Nasıl daha iyi yaşayacağınız, neleri hayatınızdan çıkarmak için veya neleri hayatınıza sokmak için eylem ve cesaret göstereceğiniz size kalmış. Daha iyi yaşamak için birinden, bir düşünce kalıbından veya bir takıntıdan kurtulmanın daha da mümkün olduğu zamanlarımızın olması dileğiyle. Fakat bu toksik hayattan kendinizi kurtaracak cesaretiniz var mı? Asıl soru bu. Özgürlük, cesaret ve eylemle somutlaştırılan bir kavramdır. Okuyan herkese şifa olsun.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...