Ana içeriğe atla

28 Eylül 2022


Konfor alanından çıktığında, karşında seni bekleyen her türlü ihtimale kendini hazırlıyorsun. Kaçıp sığındığın yerlerde belki de özgürleşiyorsun, çünkü buna ihtiyacın var. Konfor alanı, çoğumuzda bu metafor tehlikeyi, kaçışı, insanların arasına karışıp kaybolmayı, kısa süreli de olsa kendi hayatınızın merkezinden çıkarak, kendinizi arka plana atarak diğer hayatlarında varlığına karışmak tüm bunlar belki de küçük adımlar ama bu farkındalığına bir yenisini ekliyorsun.

İnsanların arasına karıştın, kendini kendine ispatladın, kendinin en iyi ve yeni formuyla topluma kazandırdın. Doğumundan, büyümene, erişkinlikten yetişkinliğe, iş hayatına kadar bir sürü insan tanıdın, insanların arasına karıştın binevi network oluşturdun :) İyi ya da kötü bugün olmuş olduğun insana, katkıda bulunan, kısacası kendini keşfetme imkanı bulmuş, yeni vizyonlu farkındalıklarla seni sen yapan insanlar. Evet, başardın ful aktif ve sosyallikte çıtayı yükselttin artık, kendini tebrik etmenin vakti geldi (!)

Uzun zamandır yüz yüze iletişim kurmadığın, günümüz iletişimsel unsurların sosyal medya da kaldığını düşününce yüzeyselliğin zirve yaptığı şu dönemde, içini açamadığın gibi daha da kapandığın bir zaman da, içine atmaktan kendini atacak yer ve kişi bulamadığın ve patlama yaşadığında doğru zamanda doğru hamleyi sana yaptığını zannettiğin insan. Doğru hamleden kastım, sinirlerin gerildiği mutsuzluğunun kaç metre öteden belli olduğu, bugüne kadar hep tek başına üzüldüğün, üzüntülerinden de hep tek başına arındığın için, o kilit anında birinin seni gerçekten de dinleyebileceğine ihtimal vermiyorsun. Güzel haber dinleyebiliyorlarmış :)  Gelelim asıl anlatacağım şeye, bir şeyi anlatmaya islamiyetin doğuşundan anlatmaya başlamasam her şey daha güzel olabilir.

Günümüz iletişim sorunlarından biri de, bu kilit anında bile olsa dert yarıştırır hale gelmek, toksik pozitifliğe kılıf dikmek. Yıl 2022 hala uğraştığımız şeylere bak. Konfor alanlarımız nasıl kişisel ise, konfor alanından çıkma cesaretimiz, topluma karışma çabamızda kişisel yani kişiye özeldir. Buna hissettiğimiz duygular, ertelemek istediğimiz duygu durumlarda dahil. Üzüntülerimiz ve acılarımız. Acı, deyince biraz trajedi kaçtı ama üzüntünün getirdiği, üzüntüye verdiğimiz o tepkiyi kabul edebilmemiz için bunu kullanmam gerekiyordu. Tıpkı biriyle küstüğümüzde, bağımızı kopardığımızda veya bir kayıp,ölüm durumu yaşadığımızda fizyolojik açıdan aynı hormonların devreye girmesi, beynimizin aynı lobları çalıştığı gibi, yaşadığımız duygular, durumlar onlara verdiğimiz tepkiler ve onların bizde bıraktığı izler... hepsi biricik, kişisel ve özneldir.

Ve herkesin acı eşiği farklı olabileceği gibi, seni çok etkileyen bir olay bana vız geliyordur. Ama kalkıpta sana "aman takma ya düzelir, dünyada ne dertler var bak mesela benimkine" demiyorum. Zaten demem de, bu seni ve hissettiklerini küçümsemiş, belki de kendi içinde tabularını yıkarak meydan okuduğun, bana anlattığın kimselere söyleyemediğin şeylere karşı saygısızlık etmek dışında elime bir şey geçmez. Belki de insanlara içini açamayan, açınca da islamiyetin doğuşundan anlatmaya başlayan karşındakinden tavsiye almak için değil, içinde bastırdıklarının esiri olmamak adına, güvendiğin yakın hissettiğin limanlara anlatıyorsundur. Bilemem.

Uzun zamandır biriyle gerçek anlamda dertleşmiyorsan nereden başlayacağını bilememek, kelimeleri toparlayamaman da normal ama karşındaki sözünü kesip,bir anda konuyu değiştirip sen onu etkili bir şekilde dinleyip, anlattıkları havadan sudan şeyleri bile büyük bir ilgi,merak ve heyecanla dinleyerek anlattıklarına tabiri caizse ağzın açık kalabilir çünkü sana anlattıkları şeyleri onun hayatını etkilediğini düşünüp, etkili dinlemeye devam edebilirsin ama karşındaki konuşmayı bitirmesine yakın "benim derdim daha fazla baksana anlattıklarıma sen bile şaşırdın" demesi normal değil. Sonuç olarak,Dünya başıma yıkıldı desen, benim galaksi başıma yıkıldı der. Sana layık bir dert edinememişim (!), hayatı kendime daha fazla zehir edip senin gözüne girmesem de olur, iyi forumlar.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...