Hayatının belli döneminde bugünkü olmuş olduğun insana, katkıda bulunan insanlar, iyi ya da kötü izler bırakılmış olsa da yoğun bir şekilde düşünmeden edemediğin ama ulaşmak istemediğin o insanlar. Evet tam da bu insanların yoğunluklarını hissediyor oluşum 10 aydır kendimi bir türlü ait hissedemediğim o malum şehre kaç yüz km uzaklara götürdü. Uzun zamandır gelmediğin yerlere geldiğine değmesini istiyor insan. Doğduğun büyüdüğün yerden elin dolu ayrılarak yetişkinliğine adım atmak istiyor da olabilirim. Bir değişim bir radikal varoluş çabası beklentisi içerisinde iç açıcı haberler almış olamasam da bazı şeyleri kabullenmiş bir şekilde o şehirde bırakarak hayatıma devam edebiliyorum. İşler bu hale gelmeyebilirdi. Hani duvardan kaldırdığın çerçevenin izi, orayı yeniden boyayana kadar öyle kalır ya, bilmiyorum belki de badana zamanı gelmiştir.
Hayat yaptıklarımız mıdır, başımıza gelenler mi? Cevapların bir anlamı varmış gibi nasıl da her şeyi sorgulayıp duruyorum değil mi? Hayat insanın elinden neyi, ne zaman alacağı belli olmuyor. Mümkünken gülmek, akarken doldurmak gerekiyor. Bu yüzden yarım kalan bağlar, iletişimde oluşan boşluklar sadece kalbine değil, beynine de dert oluyor. Atılabilecekken susturulmuş kahkahaları, kurulabilecekken bozulmuş sofraları, değebilecekken uzaklaşmış anlamlı bağlar kurabileceğini zannettiğin o insanları almıyor, insan evladının aklı.

Yorumlar
Yorum Gönder