Ana içeriğe atla

BİR ÜNLEM ELBET KARŞILAR SENİ


Ansızın gelen, ani kararlar, kendi içinde hem kendini hem de başkalarını cezalandırdığını zannederken cezalandırdığın şeyin aslında kendine inşa ettiğin duvarların altında kalmaktan korkuyor oluşunu fark etmekte bir aydınlanmadır aslında. Kendi kendine bahaneler silsilesiyle yorulmadan yüzleşmenin vakti geldi bence.

Hayatının belli döneminde  bugünkü olmuş olduğun insana, katkıda bulunan insanlar, iyi ya da kötü izler bırakılmış olsa da yoğun bir şekilde düşünmeden edemediğin ama ulaşmak istemediğin o insanlar. Evet tam da bu insanların yoğunluklarını hissediyor oluşum 10 aydır kendimi bir türlü ait hissedemediğim o malum şehre kaç yüz km uzaklara götürdü. Uzun zamandır gelmediğin yerlere geldiğine değmesini istiyor insan. Doğduğun büyüdüğün yerden elin dolu ayrılarak yetişkinliğine adım atmak istiyor da olabilirim. Bir değişim bir radikal varoluş çabası beklentisi içerisinde iç açıcı haberler almış olamasam da bazı şeyleri kabullenmiş bir şekilde o şehirde bırakarak hayatıma devam edebiliyorum. İşler bu hale gelmeyebilirdi. Hani duvardan kaldırdığın çerçevenin izi, orayı yeniden boyayana kadar öyle kalır ya, bilmiyorum belki de badana zamanı gelmiştir.

Hayat yaptıklarımız mıdır, başımıza gelenler mi? Cevapların bir anlamı varmış gibi nasıl da her şeyi sorgulayıp duruyorum değil mi? Hayat insanın elinden neyi, ne zaman alacağı belli olmuyor. Mümkünken gülmek, akarken doldurmak gerekiyor. Bu yüzden yarım kalan bağlar, iletişimde oluşan boşluklar sadece kalbine değil, beynine de dert oluyor. Atılabilecekken susturulmuş kahkahaları, kurulabilecekken bozulmuş sofraları, değebilecekken uzaklaşmış anlamlı bağlar kurabileceğini zannettiğin o insanları almıyor, insan evladının aklı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...