Ana içeriğe atla

EYLÜL

Kendi içinde tutmayan dilekleri usanmadan dilediğin gibi, bu zamana kadar yaşanmış bir sürü güzel hikayenin bazen baş kahramanı, bazen de yan rolünde olduğun gibi içindeki o umut bahçesinin hiç solmamasını, doluya kurban gitmemesini diliyorum.

Bu dünyada var olan her şey bir bana fazlaydı sanki. "Zaten herkes sığdı biz sığmadık dünyaya" İdeallerim, hedeflerim, hayallerime tutunabilmeyi sağlayan her şey bir ipe bağlıymış da, ip kopmuş gibi hissediyorum. İçimde bir yerlerde oluşan o boşluk, hak ettiğim şeyler sanki bir lütufmuş edasıyla, insanın aklı ve iradesiyle dalga geçer gibi sunuluyor. Ve daha da derinlere inen o gergin ipin kopmasıyla son buluyor. Ne diyorlardı "kısa olan ip değil, derin olan kuyudur" buradan da ana fikri çıkardığımıza göre, birtakım ilham perileri ortaya çıkmalı bence.

"Işıltıma zeval gelmesin" anlayışıyla "Positive vibe energy" yaymaya geldim. Sonra işte, diyorum ki doğdu güneşim. Hoş, son birkaç sene de hayatıma dair aldığım o radikal kararların depresifliği bana içinden çıkılmayacak şeyler yaratsa da ufaktan kendimi toparlamak için adım atma motivasyonunu kendimde bulmuşken ilham perilerim gitmeden içimi dökeyim diyorum. Mutluluk güzellemesi, mutluluğun iyileştirici gücü vs. her şeyi mutluluk metaforuyla bağdaştırdığım yetmezmiş gibi. Bunların arasında, kendime yatırım amaçlı, motivasyon-ilham perileri geçişinde kendimi bulduğum için mutluyum. Son dinlediğim podcastte şöyle diyordu  "Salıncakta sallanmanın zevki hareket halinden gelir. İnsanın modu da öyle iki zıt duygu arasında sallanma hareketi ve orada kazandığın ivme mutluluk etkisini yaratır ve durağan bir his değildir mutluluk" diyordu. İşin içine fizik kurallarını da dahil edersek, cisimlerin hareket durumlarını koruma eğilimleridir. Burada "hareket durumu" ile anlatılmak istenen, cismin diğer bir cisme göre sabit hızla hareket etmesi veya durağan halde bulunmasıdır. Bu da eylemsizliği beraberinde getirir.  Mutluluk metaforuna da fizik kurallarını dahil etmedim de demem artık.

İnsanların içindeki o inandığın kişiyi görmeyi beklemek yerine, sana göstermeyi tercih ettikleri taraflarını görmeye başlamanın vakti geldi. Verdiğin değeri alamadığında, gördüğün değeri vermekte bir sorun olmaz. Tıpkı karşılığını alamadığında veya incindiğin de karşındakine onunla ilgili güzel şeyler söylemekte sorun olmadığı gibi. Bunlar sende yeri olan güzel duygular. Sorun, filizlendiremeyeceğin topraklara o tohumları ekmeye devam etmek; kendine o incinmişliği istikrarla yaşatmayı seçmekte.

Bireysel çabamı umursamadan, odaklandığım şeyler sadece çabaladığım şeylerin sonuçlarıydı. Bazen bu sonuçları hayatımın o kadar merkezine almıştım ki, her şeyimi çabaladığım şeylerin sonucuna göre kendimi değerlendiriyordum ve yargılıyordum. Oysa ki sonuca odaklanmak dışında sürece odaklanmak daha mantıklı ve akıllıcaydı. Victor Hugo'nun da dediği gibi "Kimse senin dalgalarla nasıl boğuştuğuna bakmaz. Gemiyi limana getirip getirmediğine bakar."  Dalgasız gemi de herkes kaptan zaten değil mi? Bazı şeylere karşı sonuç odaklı olmak yerine, süreç odaklı değerlendirmeyi öğrenmekle birlikte, büyük kişisel bir zafer kazandığımı fark ettim. Hani nerede konfetilerim 🎉

 "Üç tutku yönlendirdi hayatımı: Sevgi açlığı, bilgi arayışı ve başkalarının acılarına yönelik dayanılmaz bir merhamet. Sevgi ve bilgi göklere yükseltti ama merhamet her seferinde çekip yere indirdi beni." -Bertrand Russell                                                                                         

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...