Ana içeriğe atla

DÖNÜM NOKTASI



Hevesle başladığımız dönüm noktalarımız vardır. Biliriz ki bu "dönüm noktaları" kelimenin tam anlamıyla bende çağrıştırdığı etki; heves, yeni hayat, hayatımı yönlendirebileceğim iyi-kötü tüm gelişmeler, yüzünün ışıltısıyla kalbinin güzelliği paralel olan insanlar. (İtiraf: Bunu en çok 2018'de yaşamıştım, hatta tweet bile atmışım, 2018 iyi insanları tanıma senesi olsun diye) 

Dönüm noktaları; yeni okul,yeni iş, yeni şehir ve temiz olan tüm güzel şeylerin yansıması gibi. Duş sonrası yapılan özbakımlar, sonrasında yeni nevresim ve çarşafla uyumak gibi. Yorgun argın eve geldiğinizde, yarınlar yokmuşçasına temizlik yaptığınız haftasonları hiç olmadı mı? Temizlikten sonra etrafa bakıp "ne güzel temizlemişim, yeni gibi oldu evim" hissiyatı hiç yankılanmadı mı? Keşke, ev kirlendiğinde evi temizlemek yerine evi komple değiştirsek, yeni ev alsak.(!) Türkiye şartlarında ev,telefon almak için bile kredi çekmek hayal gibi oldu. Kredi alsan, kalan ömrünü borç ödemekle geçiriyorsun. Ömrünü ipotek ediyorsun desek yanlış olmaz.

Temel yaşam becerilerinizi herhangi bir cinsiyete yüklemeden, bu hepimizin normal görev sorumluluğundaymış gibi hareket ederek, aman canım bir temizlik tebrik falan çokta abartmayalım demeden bir şeyleri yapabiliyorsanız, bir tebriği çok görmeyin kendinize.(Kişisel gelişim tavsiyesi değildir)

Artık var olan ihtiyaçlarımı kabullenme zamanı çoktan geldi. İçimde bir şeyleri bastırmadan, yapmak istediğin şeyleri planlayarak, bazen kendinle kalarak, bazen de kıyıya köşeye notlar alıp, yaz bunu güzel laf, blog konusu çıkar buna diyorum. 24 yıldır, bundan 7 yılı çıkar, 17 yıldır öğrendiklerim, iç dökmelerim, bu zamana kadar hayatımı etkileyen insanları objektif bir şekilde iyi-kötü bana yaşatılan ve benim yaşattıklarımı da hesaba katarsak sayısız dizi,film ve reklam filmi çıkacağını düşünüyorum, neyse ki odaklandığımız tek yer, bu platform :)

Yine laf lafı açtı. En son ihtiyaçlarımı bastırmadan kabullenme zamanından bahsediyordum. Son zamanlarda, depresifliğimi biraz azalttığımı düşünüyorum. Yazın başından beri depresiflik ve melankoliğe bağladığımdan bir blogumu okuyan diğerine geçene kadar bir paket sigarayı bitiriyormuş. Kendime geldim, gücümü topladım, şakamatikliğe kaldığım yerden devam. Evet, gülmeye az da olsa mutlu olmaya, menfaat dışında da bir işe yaradığımı görmek, iyi hissettirdi, demek ki buna ihtiyacım varmış. Şakamatiklikler,espriler,mizah anlayışları buna uygun ortam sağlandı, anın tadı çıkarıldı, ihtiyaç giderildi.

Başıma gelen en hüzünlü olayları, kötü dönüm noktaları yaşasam da bunları gülerek anlattığım için kim neyden nasıl etkilendiğimi anlamıyor, buna bende dahil. Evet başıma gelen iyi,kötü ve absürt şeylere karşı bir sitcom dizisinde olduğumu düşünerek (Modern Family olabilir, yapımcı, prodüksiyon cart curt kafamın içi) tepkiler verdiğimi de hesaba katarsam, bu bakış açısı terapiyle eş değer. Diğer bir kabulleniş ve ihtiyaca gelirsek, bir süredir her şeyi şakaya vurduğum için, gerçek anlamda kimse gün sonunda günümün nasıl geçtiğini merak etmiyor. Söylediğim şeyleri, kendi dertleriyle ve hayatıyla kıyaslamadan can kulağıyla dinleyerek, heyecanlı heyecanlı paylaşabileceğim dostluklara ihtiyacım olduğunu fark ettim. Yani demek istediğim aslında, gün içerisinde başıma gelen güzel olayları heyecanlı heyecanlı anlatacağım, kriz anlarında uzakta da olsa yakınım da hissedebileceğim dostluklar. (Kendimi olaylara kaptırarak bir şeyler anlatırken karşımda duvar gibi duran insanlar hariç.) Bu konuda buralara iç dökme konusunda çekimserim (anlattıklarım anlatmak istediklerimin %1'i bile değil) ucu açık bir konu her yere varabilir. Bir duyguyu açıklayacak kelime bulamamak çok üzücü, söyleyeceğin şeyin dille hiçbir bağlantısı yok ve o duyguyu tek başına yaşamak zorundasın.Şimdilik bu ihtiyacımı kabullenme aşamasını rafa kaldırarak, akademik karın ağrılarıma kaldığım yerden devam edeceğim.

Günümün pozitif bonuslarından biri de, senelerdir gittiğim kırtasiyenin tek sayfalık fotokopinin parasını almaması olabilir, vermek istedim kabul etmediler.Günün şans kotasını burada kapattım. Anısı kalsın diye de buraya not düşelim :)

Okuyorsun, izliyorsun, dinliyorsun. İçinde sürekli bir şeyler birikiyor. Ama bunların aktığı bir yer olmadığı için içerde sürekli dalgalanıp duruyor. Yalnızlığın en net tanımı: Doluyorsun ama taşamıyorsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...