Ana içeriğe atla

ANLIK İÇ DÖKME SEANSI


Aynı yüzler, aynı bakışlar, aynı yalanlar, bencil olmaya zorlayan şartlar, giderek kendi kabuğuna çekilip düşünmemeye çalışan ancak içten içe çığlık atan insanlar ve çığlıkları duymayan, duysa da önemsemeyen uğultulu kalabalıklar.

Her şeyin bu kadar yüzeysel,vurdumduymaz,duyarsız olması insan ilişkilerine yönelik iletişim şekilleri bile havada kalıyor.Menfaate dayalı alma-verme denge terazisinin bile şaştığı bu dönemde, gerçeklik algımı bozmayan her şeye hasret kaldım ve bu hasretliği şakamatikliğe bağlamış gibi, komikliklere vuruyorum.Daha doğrusu bu eksikliğimi mizah anlayışımla bastırıyorum.Bazen konu bu eksikliklere gelmesin diye, konuyu değiştiriyorum ya da ortamdan uzaklaşıyorum.İyi ki de mizah anlayışımın bile örtemediği durumları insanlar görmüyor ya da üç maymunu oynamak işlerine geliyordur bilemiyorum.Kafanın uyuşmadığı ama mecburiyetten katlanmak zorunda kaldığın, değişime kapalı insanlar sayesinde mizah anlayışım level atladı, yoksa bu tip insanlar şakaya bile vurmadan çekilecek dert değiller gerçekten.

Bir yer var, hayatımın tam olarak şükür noktası, ve bu noktada ne yaşarsam yaşayayım,hep aynı hayale, ve hep aynı yakınlığa tutunmak, kör kuyulara da düşsem, kafamdaki karışıklık başımı da ağrıtsa bu hayal ve yakınlığa karşı, hep daha dik daha da kendimi toparlamama yardımcı, eshot da bile kendimi daha motive ve güçlü hissediyorum.Uzakta da olsan bir yerlerde hep daha iyi olmamı istediğini hissediyorum, ışığın hep benimle olsun, okuyan herkese de şifa olsun ✨

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...