Ana içeriğe atla

ANTİDEPRESAN


Travma kelimesi, ne kadar da ürkütücü ve ben ürktüğüm şeylere karşı "kimsenin güçsüzlüğümden vurmaması" adına çok iyi kamufle ederim. Gelelim, kendimi kamufle ettiğim şeylerle yüzleşmeye.Hayatımı derin bir şekilde etkileyen travmalarım olduğunu düşünmüyorum, çünkü travma dediğimizde bende bırakılan etki "acıyla" eş değer ve ben acı çekmekten ya da çektiğim acılara acıyan insanların çevremde olmasını kısaca "acınacak hale gelmeyi" gururuma yediremem.Gururuma yediremediğim gibi, anlattığım şeylere karşı "toksik pozitiflikle" yaklaşan insanlara harcayacak enerjim yok, acı eşiğimiz aynı kulvarda değil maalesef.

Travmalar,sadece çocukluğumuzda olan, çocukluğumuzdan beri peşimizi bırakmayan olaylar değildir. Etkisi vardır, bu etki yadsınamaz da. Hayatımız sadece çocukluğumuzda eksik bırakıldığımız şeylerden oluşmaz ve bundan ibaret değiliz bence. Çocukluktan yetişkinliğe geçerken kurduğumuz iletişimler, akran zorbalıkları, okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz filmlerin bizde bırakılan etkisi , eğitim hayatımızda etkisini hissettiğimiz insanlar ve onların davranışları say say bitmez. Yaş ilerledikçe kendi bilincimizin farkına vardığımızda çoğu travmalar beliriyor bazen de hayal kırıklıkları dahil oluyor. Bize yaşatılan ve dayatılan kötü şeyler nasıl travma oluşturuyorsa , yaşayamadığımız güzel şeyler de travma oluşturabilir. İçimde ukde kaldı dediğimiz şeyler aklımıza geldikçe içimizi buruk bırakan, yeri zaman da geldiğinde gülümseten o umutlarımız... düşününce tetiklenen bir şeyler varmış gibi hissediyorum.

Bazen duruyorum,kendimi sorguluyorum.Yeri geldi çok farklı şehirlerde "yeni hayat,yeni insanlar" edinebileceğim,deneyimleyeceğim çok imkan geçti.Hem çalıştım,hem okudum bazen de yordum insanları. Deneyimleyerek hayatımı şekillendirecek çok şeyim oldu yine de bir yere,bir eve,bir çevreye ve bir okula ait hissedemiyorum. Her şeyi bu kadar deneme fırsatım varken ve denemişken, daha ne yapmam gerekiyor işte tam olarak buyum, buraya bu şehre bu güzel insanlara aitim diyebilmek için? Hiçbir yere ait hissedememekten kaynaklı her yerde yapayalnız,fazlalık ve yarım hissetme sonucu kafadan komple gidik olma hali var ve ben bu duyguyu hep cebimde taşıyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...