Sen ölmüşsün televizyonlar susmuyor,radyoda türküler ve insanlar akşam olmasını bekliyor en sevdiği filmi izlemek için ben sabahı edemiyorum. Sen ölmüşsün yağmur durmuyor ıslanıyor toprak. Ben donuyorum sen üşümüyorsun bile.Karlar yağıyor dağların tepelerine ben tepeleri gözlerimle bile göremiyorum.Betondan evler, sobaları tütüyor mahallenin bir kedi yanaşıyor kapıya alıp gidiyor ekmeğini,çiçekler kokuyor mevsimler geçiyor evlerde sıcak sohbetler ve gülüşmeler. Senin sesini geceleri bile duyamıyorum.Her gün yeniden ölüyorsun ve ben her gün yeniden dokunuyorum yokluğuna, artık eşiğinden giremediğim evinin kapısına bakmayı bıraktım. Evine girememek seni görememekten acı geldi.Sen ölmüşsün diyorum eşikte kalmış bir çift ayakkabın ve ben senin yokluğunu bayramsız bayram sabahlarına taşıyorum."İnsanın geçmişinde artık kımıldamayan ne de çok nesne, ne de çok kişi var öyle, ürkütücü. Zamanın mahzenlerinde yitirilmiş canlılar ölülerle birlikte o kadar uyumla uyuyorlar ki daha şimdiden aynı gölge örtüyor gibi onları." kımıldamaktan aciz o nesneleri ve kişileri sadece hafızamızdaki anılarla canlandırabiliriz. Bazen yaşanan anıların bir kaba konup yıllar sonra tekrar deneyimlenebilmesini çok isterdim.
"Yaşlandıkça insan kimi uyandıracağını karıştırıyor, canlıları mı, ölüleri mi?" Louis Ferdinand Celine, Gecenin Sonuna Yolculuk

🕊🕊🕊🕊🕊🕊🕊
YanıtlaSil