Ana içeriğe atla

25 🕊


Mevsimler geçiyor,güneşin yakmadığı ama içimi ısıttığı o güzel mevsim sonbahar derken sonbahar bitmiş,kışa geçmişsin ve bu geçiş sürecinde zihninin karanlıklarında kimselere anlatamadığın o takıntılı düşünceler.Kendi dünyamda, düşüncelerim başımı ağrıtıyor, biliyorum ortada fiziksel bir şey yok ama düşüncelerim zihnimde dönerken içeri de bir şeyler devirdiğini de iliklerime kadar hissediyorum.

Anda kalmalıyım,anı yaşamalıyım diyorum ama bulunduğum ortamlarda dönen sohbetten, sohbetteki tek bir cümle bile beni hiç umursamadığım şeyleri kafaya takarken bulmama sebep oluyor.Anlaşılması zor bir cümle kurmuş olabilirim, kısaca günlük hayatımdaki iletişimde kullanılan kelimeler tarafından tetikleniyorum ve daha kendimde tanımlayamadığım bir sürü şey... İçine kapanık, sessiz sakin olduğumu düşünüyorlar ama artık bu dünyada yaşadığından bile emin olmadığım, bir fotoğrafla konuşurken bile gözümün nasıl parladığını görmüyorlar.

İnsanın kendiyle olan iletişiminin ışıltısı aurasına yansır, kendi gibi etrafı da güzelleşir.Kendimizle olan iletişimde önemli olan "kendini kandırmamak" günümüz sosyal medyası sağolsun, bu gaflete fazlasıyla düşüyoruz.Örneğin, “Mesajıma cevap vermedi AMA bütün hikayelerime bakıyor, bana yazmıyo AMA fotoğraflarımı beğeniyor, mesajımı açmadı AMA tweetimi favladı” evet aynen öyle, bu kişi sık sık sizin varlığınızı hatırlıyor.Her seferinde de görmezden gelmeyi tercih ediyor demek ki. Birebir iletişim kurmak istemiyor demek ki.İnsanın kendini böyle kandırması veya ufak bir umuda tutunmak istemesi çok üzücü.Bunu kendinize yapmayın. En ufak şeylerden bile böyle anlam çıkarmaya çalışırsanız gerçekten daha çok üzülür ve hayal kırıklığına uğrarsınız. Size açık açık “seni seviyorum, seni özlüyorum, seninle birlikte olmak istiyorum” şeklinde gelinmediği sürece karşı tarafın hiçbir hareketini ve söylediğini kaale almamanız lazım. Böyle insanlara da ayıracak vaktiniz ve enerjiniz olmamalı. İnsanların size nasıl davranacağını siz belirlersiniz, siz net bir tavır koymazsanız karşınızdakinden de net adımlar, net söylemler duymazsınız.Bana yazmadı AMA” ı ııııhhh. Ama’sı yok, “yazmadı demek ki yazmak istemedi” demeniz lazım. Realist olmak size asla zarar vermez, ama olayları romantize etmek her zaman zarar verir. Anlık olarak iyi hissetmek için gerçekleri görmezden gelmek sonrasında canınızı daha çok yakabilir.(Kişisel gelişim tavsiyesi değildir.)

Ve son olarak herkese var olmak adına dandik insanlara dönüşmek zorunda kalmadıkları bir sene dilerim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...