Ana içeriğe atla

☀️⚓️


11.sınıfım okulda karma olmuş,en yakın arkadaşlarımla aynı sınıfa düşmüşüm.Nasıl mutluyum ama daha da sırtım yere gelmez özgüveniyle doluyum.O zamanlarda berbat geçen 10.sınıfın ardından, eğer o dönemki yakın arkadaşlarımla aynı sınıfa düşmeseydim bölüm değiştirmeyi düşünüyordum.Sayısalcı olmasaydım garanti dilci olurdum.İçimde bir yerlerde yabancı dile olan tutkum, bir bakmışım köklü bir üniversitede bölümü ingilizce okuyorum.Kader işte, 2015 yılından 2017 yılına manifestlemişim :) 

Lise üçün ilk dönemi göz açıp kapayıncaya kadar geçti.Ve asıl geçiş süreci şimdi başlıyordu. Seneye gireceğim üniversite sınavı stresi, ne kadar çabalasam da istediğim yer hep bana uzak kalacakmış hissiyatı,yazının başında belirttiğim en yakın arkadaşlarımla aramın bozulması bu sayede çevremin (varsa tabi :)) ilgi alanlarımın tamamen değişmesi, toksik insanlardan arınmış izole olmayı başarabilmiş kendimde neyi sevip sevmediğim, hayatımda neyi isteyip istemediğim kısacası tamamen gelecek odaklı kendime yatırım yapmayı amaç edindiğim bir dönemdi.En önemlisi yeniden yazmaya dönmüştüm.10 yılı aşkın yaşadığım siteden her gün oradan taşınmak için sebeplerin artması, hedef ve ideal bakımından diğer insanlarla aranda uçurum olması ve o zamanlarda yaşamak isteyipte "hayır şu an zamanı değil" diyerek ertelediğim planlar,ertelediğim insanlar, içimde bastırdığım meseleler.Son olarak yazıya dökmeye bile cesaret edemediğim diğer sorunlarım.Şu an bu sorun ettiğim şeylere bakınca belki de sorun olarak bile görülmeyebilir ama hepimizin olaylara verdiği tepkiler ve acı eşiğimizin aynı olmadığını hatırlatmak isterim.

Lise üç anılarınızda hava hep güneşlidir derler, bu hissiyat bende "Havalar ısınmış nisan-mayıs aylarının Antalyası,güneş batmaya yakın akşamüstüne doğru sahilde yürüyüş yaparken yüzüne ılık ılık esen rüzgar ve manzaranda mis gibi Konyaaltı sahili" ve  "Sahil yürüyüşleri,gün batımları,arkadaşlarla atılan kahkahalar,alarmsız uyunulan uykular,seni gerçekten dinleyen birine kendini anlatmak,kahve eşliğinde yapılan mutfak masası sohbetleri"  kısaca hayatı yaşanabilir kılan her şey bu hissiyatı uyandırıyor.Ve bu hissiyatla beraber, bu hissiyatı bende oluşturan o dönemki hayatımda uzun bir süre başıma gelmeyen anlamı derin o insan, evet lise üç anılarımda hava hep güneşli, güneşin bazen kendisi bazen de bir manzara oluşundan habersiz duruşu olan bu güzel insan. İyi ki geçtin dünyamdan, iyi ki hayatımın en iyi senesinde denk geldik.Bazı yılları, ikinci kez yaşama şansım olsa biri de 17 yaşım, lise üç olurdu.









Yorumlar

  1. Sanki ben yaşamışım gibi ne güzel anlatmışsın 😻

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...