Ana içeriğe atla

ISLAK KUM 🌃✨


Çok fazla kafa yormaya değmeyecek işler ve kişilerle meşgul olurken, o vakitte yapılacak nice güzel şeylerden kendini mahrum bıraktığını düşün. Sana anlam katmayan, seni geliştirmeyen ve ruhuna yeni pencereler açmayan sohbetleri kesmen, hayatından bunları eksiltmen gururdan, kibirden değil, zamanın değerini kavrayıp seçici olmanla ilgilidir.

Bu zamana kadar başımıza gelen iyi ve kötü şeylerin toplamıyız. Klişe bir tabir örneği; Yaşadığım her şey beni ben yapan şeyler. Ben farkındalıkla hayatımı şekillendiriyorum. Yaşadığım her şey benim için.(Pozitif dokunuşlu kişisel gelişim seansımız burada bitmiştir.) Çözülmemiş, hayat kalitenizi düşüren kötü şeyleri sürekli kafanızda döndürdüğünüzü düşünürsek, bundan mağduriyet çıkarımı yapacak bir sürü faktörleri de barındırabiliyoruz. Mağduriyet çıkarımlarımız; yalnızlık,iletişimsizlik,yalan ve güvensizlik üzerine olabilir. İnsanlarla bağ kurma dinamiğiniz mağduriyet çıkarımlarınız yönünde olmamalı çünkü kimse sizin bir kurtarıcınız ya da terapistiniz değil. Başka insanların sizde yaratmış olduğu mağduriyet çıkarımlarınızın bedelini bir başkasına ödetemezsiniz. "Ben buyum" diyerek sorumluluklarınızdan kaçamazsınız. Oluşmasına sebep olmadığımız boşlukları doldurma çabasıyla, kendi açmadığımız yaraları sarmaya çalışmakla, başkasının kazdığı çukurları kapatma çabasıyla, başkasından korunmak için örülen duvarları aşmaya uğraşmakla ömrümü geçiremem.

Ben çaba göstermesem hiçbir arkadaşım arayıp sormayacak gibiydi ve çaba göstermedim kimse arayıp sormadı. Artık kafa yormadığım bazı farkındalıklar edindim. İnsanlar zaman ayırmak istedikleri kişiye zaman ayırırlar. İnsanlar konuşmak istedikleri kişilere mesaj atarlar ve cevap verirler. Birisi bana sürekli olarak çok meşgul olduğunu söylediğinde ona inanıyorum. Onları aksi yönde ikna etmeye çalışmıyorum, kafa yormuyorum, çünkü biliyorum isteseydi yapardı. Gerçekçiliği canımı sıkıyor ama birini sadece benim çabamla hayatımın konfor alanlarından birine sokmaya çalışmanın getirdiği yorgunluk hissiyle uğraşmak istemiyorum. Bana alan tanımakla, beni yalnız bırakmak arasındaki o ince çizgiyi çok iyi bildiğim için sağlıklı sınırlar çizmek adına ihmal edilmeyi kabul edemem. Sadece derin ilişkiler ve güçlü bağlar kurmak isterim. Yüzeysel olan her şeye kapalıyım. Birine seni sevmesi, seninle ilgilenmesi, çabalaması, seninle konuşması ve seni ilk sıraya koyması için bir şeyleri talep etmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Bunlar asgari düzeyde bir ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Kısa ve net "isteseydi yapardı". Onlar için sadece bir seçenekken, hayatımda bir öncelik haline gelmesine izin veremem.

Aslında o kadar yalnızız ki, insanlar sadece çıkarları doğrultusunda sosyalleşiyor ve bu insanoğlunun boşluklarını doldurmak için yeterli bir sahtelik olgusu. Arkadaşı olmayanın sorun kendindedir gibi şeyler okuyunca üzülüyorum. Eskiden "arkadaş grubum" vardı. Tabi o zamanlarda, herkesle aynı sevgide kalacağım hayatımdaki insanlar ömrüm boyunca hep yanımda olacak onlarla büyüyeceğim sanıyordum, insanlar hayatımdan bir şekilde geçip gidiyor eskiden olsa üzülürdüm şimdi ise “herkesin bir yol ayrımı ve süresi olduğunu” düşünüyorum.

Şimdilerde ise, yeni insanlara karşı sandığınız kadar kolay değil iletişim çekingenim. Üniversite de hazırlıkta herkes kaynaşmıştı orada da olmadı şimdi de yaş büyüdü herkes çoktan arkadaşını kapmış kimse yeni birilerini istemiyor hayatında. Yalnızlık aydınlanması yaşadığım ilk dönem çekingensin ama yapacak bişey yok kendine gel diye motive ediyordum etrafımda gelişen bütün sosyal aktiviteleri denedim ama olumlu sonuç hiç göremedim kimse yeni birine açık değil kendimiz gibi yalnız olan arkadaş isteyen birini bulmamız gerektiği kanaatine vardım, saldım artık. Kendimiz gibi yalnız olanlarda da çok ciddi bir karamsarlık ve sıkıcılık görüyorum. Ben mesela iyi ve özgür hissettiğim ortamlarda mizah seviyemi ortaya koyarım, farklı deneyimleri dinlemeye açık hale gelirim sürekli depresif mod da kalamam ama yalnız insanlarda kronik bir karamsarlık görüyorum bu yüzden de arkadaşlık kurulmuyor. Diğer bir çıkarımım ise,  birine adım atsan zaten arkadaşı var çevresi geniş yeni biriyle yakın olmaya ihtiyacı yok. Yalnızlarda aşırı depresif konuşmak istemiyorlar. Oysa yalnız biri için adım atılması mükemmel bir şey farkında bile değiller.

Farkındalıklarımız mutluluklarımıza köprü olması dileğiyle.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...