Ana içeriğe atla

İDEALİZE MASALI 🏞



Mental çöküş yaşasan da, kırılgan dönüm noktaları hayatını değiştirse de bu devirde en büyük yatırımı kendine yapmayı öğreniyorsun. "Kendine değer vermek" yaş geçtikçe anlıyorsun ki yatırımların en güvende hissettireni, kariyerin dışında seni bırakmayacak ikinci şeydir kendine değer vermek.Bu kadar kötü giden şeyler karşısında, sınır çizmeyi de kendine vazife ediniyorsun.Kendine değer verdikçe, kıymet biçtikçe vaktini de, sohbetini de,enerjini de farkındalık kazandırabilecek şeylere itiyorsun.Odak noktanı kaydırıyorsun aslında, diğer insanların davranışlarında kısacası kendin dışında herkesi sessize alıyorsun ve anlam aramaya enerji bile harcamıyorsun. Gayet açık ve net olan şeyleri, anlam arayarak normalleştirmeye çalışmıyorsun.

Kurban, mağdur ya da kurtarıcı değilim.Kendimi kendimden başka kurtaracak biri olmadığının da farkındayım.Yine de masalsı büyülü hayal dünyanın bir yansımasıymış gibi insanları idealize etmekten kendimi alamıyorum.Çaresiz, mutsuz, ilgisiz hissettiğimde en çok tutunduğum düşünce tarzı aslında idealize etmek.Böyle anlarda zihnimde birisi beliriyor, hiç tanımıyorum onu destek oluyor bana.Çocukken ihtiyaç duyduğum o yetişkin nasıl bensem. Yetişkin halimde ona ihtiyacım vardır belki ama ben bu ihtiyaç duyma halini gururuma yediremiyorum.

Beklediğim o kurtarıcının gelmeyeceğini biliyordum.İdealize etme kavramı, kendimi kötü hissettiğim her anda tutunabileceğim bir şeydi, bir çeşit motivasyon kaynağım.Böyle anlarda çok yapıyordum idealize etmeyi, bütün hayatımı bunun üzerine kurmuştum.Bu yüzden yapmak istediklerimi hep erteliyordum onunla yapma hayaliyle (zihnimde kurmuş olduğum potansiyel profille).O kişinin gelmeyeceğini böyle bir beklentiye girmenin sadece heveslerimi baltalayabileceğini farkettim.Kendi istediğim kurtarıcıya baktığımda kendimi görmek istediğim noktada bütün vasıfları ona yüklemiştim.

Kendimden başka kurtarıcının olmadığını bildiğim halde.Bunu bildiğim halde kurtarıcı beklemek,kendi hayatımın sorumluluğunu alamamaktır aslında,ben kıymetliyim,öz değerim var başarabilirim ama birinin hayatıma dokunuş yapmasını beklemek...

Bugünkü kopan bağlara baktığımda aslında insanları, anıları, geçen zamanları değilde, kafamda idealize olmuş formlarını özlediğimi farkettim.

Farkındalıklarımız mutluluklarımıza köprü olması dileğiyle.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...