Ana içeriğe atla

21 ŞUBAT 2024


Dönüm noktalarından biri de yetişkinliğe geçiş evresi,bireyselleşme sınırlarını da kendiniz belirlediğiniz o kırılma noktası,bütün kelime tanımlarının değiştiği yeniden oluştuğu,arkadaşlık ve yakınlık ilişkilerine karşı beklentinizin değiştiği,rafine zevkleriniz,yaşam kaliteniz,konfor alanınızı yeniden oluşturma daha bir sürü şey.İnsanlar dönüm noktalarında sürekli bir değişim ve dönüşüm halinde, hatta hayat mottomuz bir önceki günün daha iyi versiyonuna dönüşmek bile olabilir.Karakter anlamında iş-şehir değişiminde radikal değişiklikler olabilir.Aynı şekilde de bir noktada da iletişimsel anlamda ilişkilerin kopması gerekiyor olabilir.Bağlar mantıklı konuşmayla kopmayacağı için bahaneler devreye giriyor, o ilişki kolayca kopamıyorsa o bahaneler yanlışlara dönüşüyor oysaki küçükken herkesle aynı sevgide kalacağımı düşünen hayatımdaki insanlar ömrüm boyunca hep yanımda olacak onlarla büyüyeceğim sanan biriydim,insanlar hayatımdan bi şekilde geçip gidiyor eskiden olsa üzülürdüm şimdi ise “herkesin bi yol ayrımı ve süresi olduğunu” düşünüyorum.O yüzden bazı insanların hayatlarında kötü karakter olarak anılacaksınız,insanların düşünceleri benim kontrolümde olan bir şey değil.

Arkadaşlık, seçilmiş ailedir. Ben seçtiğim için ekstra daha değerli. Tabi ne kadar çok değer verirsek acısı da büyük oluyor. Küçüklükten beri sosyal çevrelerden arkadaşlık ediniyoruz. Bu konuda arkadaş edinmek konusunda başarılı olanlar ve zorlananlar olmak üzere iki grup var. Zorlananlar konusunda,yeni insanlara karşı sandığınız kadar kolay iletişim, çekingenim. Üniversite de hazırlıkta herkes kaynaşmıştı orada da olmadı şimdi de yaş büyüdü herkes çoktan arkadaşını kapmış kimse yeni birilerini istemiyor hayatında. Yalnızlık aydınlanması yaşadığım ilk dönem çekingensin ama yapacak bişey yok kendine gel diye motive ediyordum etrafımda gelişen bütün sosyal aktiviteleri denedim ama olumlu sonuç hiç göremedim kimse yeni birine açık değil kendimiz gibi yalnız olan arkadaş isteyen birini bulmamız gerektiği kanaatine vardım, saldım artık. Kendimiz gibi yalnız olanlarda da çok ciddi bir karamsarlık ve sıkıcılık görüyorum. Ben mesela iyi ve özgür hissettiğim ortamlarda mizah seviyemi ortaya koyarım, farklı deneyimleri dinlemeye açık hale gelirim sürekli depresif mod da kalamam ama yalnız insanlarda kronik bir karamsarlık görüyorum bu yüzden de arkadaşlık kurulmuyor. Diğer bir çıkarımım ise, birine adım atsan zaten arkadaşı var çevresi geniş yeni biriyle yakın olmaya ihtiyacı yok. Yalnızlarda aşırı depresif konuşmak istemiyorlar. Oysa yalnız biri için adım atılması mükemmel bir şey farkında bile değiller.

Başarısızlıkla da ilerlettiğim arkadaşlıklarım oldu. Hayatınızın bir noktasında biriyle tanışıyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz, sonra siz büyümeye devam ediyorsunuz. Hayat çok farklı tecrübeler katıyor ki, o insanla çok farklı noktalara evriliyorsunuz. Aslında doğal bir akışta birbirinden uzaklaşma gibi, bu kötü bir şey değil çünkü yerinizde saymadığınız gibi o çok sevdiğiniz insanla bazen çok farklı yönlere evrildiğiniz için artık ortada paylaşım yapabileceğiniz bir şey de o insanla kalmıyor, yavaşça doğal akışta uzay boşluğuna doğru birbirinden kopuyorsunuz. Buluşunca konuşacak konunuz kalmıyor yakınlık hissetmiyorsunuz,full enerjiyle geldiğiniz buluşmaya düşük enerjiyle geri dönüyorsunuz ben neden buluşmaya geldim noktasına gelmekte cabası. 

Arkadaş edinebilmek biraz da kendini ne kadar aşabildiğin, dinamiklerin ve ne kadar şanslı olabildiğinle alakalı, doğru insanlarla doğru çevreyi oluşturmak bile kadere,insanlarla doğru temas ve doğru akışı kurabilmekle de alakalı, kader ve şansın cilvesi.





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...