Ana içeriğe atla

EVOLVERE

 

Klişelerin anlam kazandığı yaşlardayım.26 yaş, 30 yaşa daha yakın 20 yaşa daha uzak.Herhangi bir hayat deneyimi açısından dolu dolu 26 yaşımı dolduracak tecrübeye sahip olduğumu düşünmüyorum.Hala çocuksu yanımı yaşatabildiğimi o naifliği sürdürdüğümü ve çocuksu yanımla koyu bir sohbete dalınca insan hiç yaşlanmıyor aydınlanması yaşatıyorum kendime, belki de hayata geç kalmışlık hissini bu şekilde kamufle ediyorumdur.Kime göre, neye göre geç kalıyoruz ki parmak izi misali herkesin döngüsü, gittiği yolu farklı şu an ki olduğum yerin tadını çıkarıyor musun? Bazı durumların içine girmeden önce değişmemiz ve dönüşmemiz gerekiyor.Elinden geleni yaptıktan sonra hayatın senin için yapacaklarını izlemek kadar mütiş bir şey yok.

Klişelerin anlam kazanması yetişkinlik hayatına alışma sürecini tamamlamış.Hayatında az da olsa belirsizlikler netliğe kavuşmuştur."Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir" klişesiyle biraz derine indiğimizde, değişimin olduğu her yerde insan dediğimiz sosyal canlının evrimsel sürecini tamamlaması var yani "evrim/evrimleşmesi" söz konusu. Bunu sadece fenotipik (fiziksel) olarak düşünmeyelim. (Fiziksel + Dışsal faktörler) "İnsanın evrimsel sürecini tamamlaması" ifadesi, modern insanın belirli bir evrimsel aşamaya ulaştığını ve biyolojik olarak büyük değişikliklerin artık nadir olduğunu ifade eder. Ancak evrim devam eden bir süreçtir ve gelecekteki koşullar, insan evriminde yeni değişikliklere yol açabilmesini ifade eder.

Doğmak,büyümek,gelişmek bu kelimeleri gündelik hayatımızda kullandığımızda  bile kendimizi bir önceki versiyonumuzla kıyasladığımızda kendi değişimimize ortak olabilecek çıkarımlarda bulunabiliyoruz.En basitinden fikirlerimiz değişiyor.Ben buyum değişemem,böyle gördüm yapım bu demek yerine, sorumluluk alamıyorum demek daha dürüst bir davranış olurdu.Çünkü nöroplastisite, psikolojik düzeyde, bireyin deneyimleri, öğrenmeleri ve çevresel etkileşimleri sonucunda beyin yapılarının ve işlevlerinin değişebilme kapasitesidir. Bu süreç, zihinsel esneklik, öğrenme, hafıza oluşumu ve iyileşme gibi psikolojik işlevlerin temelini oluşturur. Ayrıca, genetik yatkınlıklarımız da nöroplastisiteyi etkileyebilir; bazı bireylerin beyinleri, genetik özellikleri sayesinde, öğrenme ve adaptasyon süreçlerinde daha hızlı ve etkili değişim gösterebilir.Biraz da mesleki isyanda bulunmak gerekirse, evrim var mıdır? Evrime inanıyor musun? diye sormak yerine, evrimin tam olarak ne olduğunu, evrim kelimesinin temelleri atılmadan önce nasıl ele alındı vb. şeylere odaklansak kim bilir neler olur?

Spot bilgi: Günümüz evrim tanımı, canlı gruplarının özelliklerinde kuşaklar boyunca meydana gelen değişimlerdir. Canlılar birey olarak evrimleşmez; populasyon dediğimiz canlı grupları değişim gösterir. 

Evrim Kuramı, Charles Darwin tarafından ortaya konulan ve canlıların zaman içinde belli bir sıra ile ortaya çıkmalarına dair geliştirilen bir dizi mekanizma önerisidir. Bu kuram, canlıların tarihte nasıl ortaya çıktıklarını açıklar, hangi dönemlerde ortaya çıktıklarını değil.Darwin’e göre, canlılar rastgele doğal süreçler sonucunda "evrim" adı verilen bir süreçle gelişip çeşitlenir. Canlılarda meydana gelen küçük değişimler, eğer canlıların yaşama ve üreme şansını arttırıyorsa, bu canlılar özelliklerini gelecek nesillere aktarır. Bu mekanizma "doğal seçilim" olarak adlandırılır. 

Darwin’in evrim teorisi günümüzde "Darwinizm" olarak bilinen bir felsefi çatıya (paradigmaya) dönüşmüştür. Evrim görüşlerinde en büyük tartışma, değişim ve uyum süreçlerinin nasıl gerçekleştiği konusundadır. Bu konuda henüz bir görüş birliği yoktur; bilgi yerine ezberlerimiz var. (İnanç, savunma ve fikir mücadelesi). 

Evrim Kuramı, Darwinci anlamda öğretildiğinde ortaya çıkan sonuçlar şunlardır:

Canlı gibi karmaşık bir varlık biçiminin ortaya çıkması için doğaüstü yaratıcı bir güce gerek yoktur.Cansız maddenin "can" özelliğini kazanması konusu bilimsel olarak bir muammadır. Bilimsel verilere dayanan bir mekanizma hala önerilmemiştir. (Bilimdeki boşlukları tamamlamak adına, canlı ve cansız kavramının tam oturmaması, canlılık göstergesi olarak canlılık özelliklerine göre (hareket,üreme,boşaltım vb) tanımladık. Sonradan virüslerin ortaya çıkması, virüsler ise canlılık özelliklerini tam anlamıyla göstermez,kısmen gösterir. Bunları farkettikten sonra "canlı" kavramıyla ilgili bir değişiklik yapılmaması.) Tüm canlılık, doğal tesadüflerin ve amaçsız bir değişimler zincirinin ürünüdür.İnsan ve diğer tüm canlıların yaratılışı "kozmik bir kaza"dan ibarettir.Varılan sonuç ve önerilerin ne kadar bilimsel ve ne kadar metafiziksel olduğu tartışmalıdır.

Modern evrim görüşlerinin hiçbiri "insanın maymundan geldiğini" söylemez. Bu genellikle dini amaçlı karşı çıkışlarda kullanılan bir ifadedir. Evrim görüşlerinin böyle bir iddiası yoktur. Söylenen en belirgin şey, insanların maymunlarla ortak bir atadan değişerek meydana geldiğidir. "En güçlünün hayatta kaldığı" fikri de evrimle ilgili değildir; esas olan güç değil uyumdur. Uyum sağlayan hayatta kalır ve daha fazla üreyerek neslini devam ettirir, ortama hakim olur.

Evrim savunucuları, türlerin birbirinden dönüşerek rastgele bir seçilim mekanizmasıyla meydana geldiğini savunurken, evrim karşıtları, türlerin asla birbirine dönüşmeyeceğini ve her bir türün tek başına ve ayrı olarak yaratılmış olması gerektiğini savunur. "Tür" dediğimiz kavram insan icadıdır ve sanıldığının aksine tür kavramı ve tür tanımlaması sabit ve keskin kenarlı değildir. Birçok kez çıplak gözle ayırt edilemeyecek farkları olan hayvanların farklı türler olduklarına hükmedilmiştir (özellikle bazı böceklerde). Yani, tür kavramı belirsizdir.

Kitap Önerisi: EVRİM: DOUGLAS J. FUTUYAMA (PALME YAYINCILIK) 

EVRİMSEL ANALİZ: SCOTT FREEMAN, JON C. HERRON (PALME YAYINCILIK) 

MOLECULAR EVOLUTION: RODERIC D.M. PAGE, EDWARD C. HOLMES

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...