Ana içeriğe atla

REZİLYANS





Kendimi gerçekleştirme yolunda ilerlerken artık kontrol edemeyeceğim şeyleri de kabullenme safhasındayım.Bunlara onaylanma ihtiyacı,kabul görme ve öfkemi de dahil edebilirim. Bazı şeyler bizim elimizde olamıyor. Kontrol edemediğim şeylere anlam yüklemeyi bıraktım.Binevi bana ait olanın radikal sorumluluğunu üstleniyorum ve kontrol edemediklerimi geride bırakıyorum.Mesela, başkalarının zihninde var olan versiyonundan sorumlu olmamak, kimsenin hayatınla ilgili aldığın şahsi kararlar ile ilgili beklentilerini karşılamaktan sorumlu olmamak, kendilerine yardım etmeye istekli olmayan kişilerde gördüğün yaraları iyileştirmekten sorumlu olmamak, kendi yolunda ilerlerken başkalarının hayal kırıklığına uğramasından sorumlu olmamak, başkalarının senin sınırlarına ve "hayır"larına verdiği tepkilerden sorumlu olmamak. Kimse bir başkasının çocukluk travmalarıyla, olmamışlığıyla, öfkesiyle uğraşmak zorunda değil.

Darıldığında ve başarısızlığı hissettiğinde toparlanması çok zor olmasıyla birlikte nereden kırılırsak kırılalım "kurban" ı oynamak insana daha kolay geliyor. Çaresiz olduğu için değil, ürettiği çareler yeterli olmadığı için daha çok çabalamak yerine kabule geçiyor ve bu kabullenme bir noktadan sonra kafamızda dolaşan haddinden fazla süredir bizi meşgul eden bir olayı sürekli insanlara anlatarak anlamlandırmaya çalışarak, kendimi kandırdığımı ve üzdüğüm gerçeğiyle yüzleştirdi. İnsan her kararıyla kendisini ve kendi ışıltısını yaratıyor.Kurban rolüne bürünmek ve tümüyle çaresiz olduğumuza inanmak aslında bir seçim. Kontrol edebileceklerimize odaklanmak ve hayatın içinde mücadeleye devam etmek ise bir başka seçim. Önemli olan zorlandığımızda, kontrolümüz dışındaki olaylar bizi yıprattığında hala kontrolümüzde olan faktörler olduğunu mümkün olduğunca anımsamak ve birbirimize anımsatmak.Nihayetine ne yapacağımızı seçemesek bile onu nasıl yapacağımız bizim elimizde. Şikayet ederek mi biraz daha keyifli hale getirerek mi? 

Öfkelisin, var olan düzende öfkenin sebebi adaletsiz olan düzene mi? Her şeyi daha da sınıfsal formata dönüştürerek sözde fırsat eşitliğinin tamamen kaybolması mı? Tabi bunun sosyal formu olan bazen dünya üzerinde kötü hikayesi bir onlarmış da geri kalan herkes bu öfkenin muhattabıymış gibi davrananlara mı?  İnanıyorum o yokuşu düzlüğe indirecek o iç huzuru bulacağız. 
(Herhangi bir ülke sorununu dahil etmiyorum,TR'nin kendisi zaten kronikleşmiş öfke sebebi her neyse)

Dünyanın en saçma cümlesi “öfkemi kontrol edemedim, kusura bakma” cümlesidir. Aynı öfkeyi patronun veya zorba birinin karşısında nasıl kontrol ediyorsun? O öfkemi kontrol edemedim değil, “kendimde bunu sana yapabilecek kredi gördüm” demektir.Biraz da kendi öfkeme kulak vereyim, tam anlamıyla potansiyelimi ortaya koyamadığım her şeyden öfke duyuyorum.Daha iyisini yapacakken, potansiyelimin altında kalmaya razı olmayı gururuma yediremiyorum. Belki de rekabet etmekten yorgun düşmüş bu bedenim Everest'den boşluğa süzülüyordur.(Everest: Potansiyelin metaforudur) Bu öfke, içimde biriken enerjinin, ifade edilemeyen yeteneklerin ve gerçekleşmeyen hayallerin bir yansıması gibi. Bazen bu öfke, beni harekete geçirmeye çalışırken, bazen de beni durdurup daha fazla hüsrana sürüklüyor. Her fırsatı değerlendiremeyişim, her hedefe ulaşamayışım, içimde bir yara gibi büyüyor.Kendimi bazen bir kafeste sıkışıp kalmış gibi hissediyorum. Dışarıda geniş bir dünya varken, ben o dünyanın parçası olamıyormuşum gibi. Öfkemin kaynağını anlamaya çalışıyorum. Belki de bu öfke, bir şeyleri değiştirme arzusunun bir yansımasıdır.İçimdeki potansiyelin farkında olmak, ama onu hayata geçirememek, bu duyguyu besliyor.Kendimle yüzleşmek zorunda kalıyorum. Her başarısızlıkta, her kaçırılan fırsatta, kendime daha da yakından bakmak zorunda kalıyorum. Bu yüzleşme, bazen yıkıcı olabiliyor ama en çok bu anlarda kendimi gerçekten tanıyorum. Bu süreç, içsel dönüşümümün ve büyümenin bir parçası rezilyans gerçeğine evrilmesidir.


"Potansiyelini bilen ve bunu hayata geçiremeyen, varoluşu kısıtlanan her birey, kırgın ve öfkelidir. Çünkü insan; yaşama ihtimali olup yaşayamadığı her şey için kırgın, var etme ihtimali olup var edemediği her şey için de öfkelidir. - Tunç TATAKER"


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...