Ana içeriğe atla

KOHO 💎✨️


(11.07.2024)
İstemeden de olsa kendimi sürekli bir yarışta buluyorum.Daha başarılı olanlarla,daha güzel olanlarla, daha çok sevilenlerle, hayatın hakkını vererek yaşayanlarla bir yarışın içindeyim sanki geride kaldığımı hissettiğimde gözümün önündekiler şu an sahip olduklarım, yaptıklarım gittikçe küçülüyor, insanların hayatlarından sadece göstermek istediklerini gördüğümü bildiğim halde, dışarıdan gördüğüm hayatlar kusursuz geliyor. Hayatın yapılacaklar listesine zamanı geldiğinde atamadığım her bir tik omuzlarıma yük olmaya başlıyor. Hayatın en büyük yanı yanılsaması işte bu bazen unutuyorum ama biliyorum ki herkesin yolu ayrı, kendi yolunda yürürken geç veya geride kalmıyorum.Sahibi olmadığım şeylerin özlemini çekmeden bir hayat yaşayabilmek en büyük dileğim.

Sosyal izolasyon şemamı yıkma konusunda ilerleme kaydettiğimi ve daha sağlam bağlar kurduğumu hissediyorum.Kadersel anlamda ince bir dönüm noktasındaymışım gibi, neden yalnızım?Etrafımda neden kimse yok? Neden sürdürülebilir bağlar kuramıyorum? Arkadaşlık anlamında sürekli, diğer insanların başkalarıyla kurduğu arkadaşlıkları sürekli kıyaslar haldeydim.Çok imrenirdim mesela, spontan bir şekilde arkadaşlarıyla görüşebilen insanlara, o dönemlerde tabiki hayat koşulları, hayat telaşımız farklıydı haftalar öncesinden plan yapardık, görüşme gününe geldiğinde sürekli bir şeyler çıkar iptal olurdu ya da tam anlamıyla organize olamadığımız için denk getiremezdik birbirimizi.Sürekli iptal olan planlar, yalnızlık duygumu daha da izolasyon ve duygusal yoksunluğumu beraberinde getirdi.Kendime acıyordum.Her yerde yalnızsın.Kalabalıklar içerisinde yalnızsın, birkaç yerde yalnız olduğumu farkeden insanların sürekli "seni de sürekli tek görüyoruz,neden arkadaşın yok" söylemleri daha da içime itiyordu.

Bugün ise dönüp baktığımda, kendime acımaktan vazgeçip, zamanında "kimseye ihtiyaç duymayacak hale gelene kadar yalnız kaldığım zamanlar olsa da" o zamanlarda kendimle sağlıklı ilişki kurma çabalarımın meyvelerini topladığımı hissediyorum.Her şeyden önce ışıltım yeter, bir noktadan sonra kendime nereye kadar acımalı illa ki motivasyonumu geri kazanacağım nokta olacaktı, en dipte olunca gidecek başka neresi kalacaktı ki?

Ergenliğimde çok severek izlediğim diziler ve filmlerdeki karakterler her zaman yetişkin hayatlarını başrol olarak yaşıyorlardı.Hepsi benden en az 10 yaş büyük olduğu için o yaşlarıma geldiğimde benim hayatımda onlarınkine benzer her gün unutulmaz şeyler yaşarım sanıyordum ama gelin görün ki şu an onlarla aynı yaşta olmama rağmen hayatım bir dizi,film gibi her gün birbirinden farklı hikayelerle dolu değil, hayatımı boş geçirmekten korktuğum için kendime edindiğim dertlerle çoğu zaman rutinlerimin dışına çıkmadan yaşasam da 17 yaşındaki halim şu halimi görse eminim ki çok mutlu olurdu. Yaşadıklarımızla beklentilerimizin örtüşmezliği hayatımızın başrolü olmasına engel değil. Hayatımıza yeni günler ekleyemeyiz ama günlerimize hayat ekleyebiliriz.

"Her alanda ve anlamda baskılanan, birey ve kendi olmasına izin verilmeyen kişi; var olamamanın öfkesini dedikodu yaparak, aşağılayarak, rencide ederek, küfrederek, iftira atarak ve gücünün yettiğine zorbalık yaparak, gücünün yetmediğine de güler yüzlü bir şekilde boşaltacaktır. -TUNÇ TATAKER"


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHERUB 👼

Cherub: İbranice kökenli (kerubi) Tevrat’ta, İncil’de Tanrı’nın tahtının hemen yakınında yer alan yüksek mertebeli melekler. Rönesans tablolarında ise melek yüzlü çocuk figürleri. Masumiyetin, korunmanın ve sevginin simgesi. Yani, kısa kesmek gerekirse, hayatın “düşerken bile zarif” hali. Sana hiçbir zaman söyleyemediklerim var ama artık söylemem gerekenleri, sen duymasan bile ben duymalıyım. Bu satırları sana değil, içimde sana ayrılmış o sessiz ama derin yere yazıyorum. Her tanışıklığın bir veda anlamı taşıdığı yaşlarda, bazen bir randevudan ibarettir insanın günü ben sana yetişmeye çalışırım. Bazen hayat bir oyuncak dükkanına benziyor. Rengarenk, çocukluğuna seslenen, her rafında umutla gülümseyen bir hayal gibi ama o dükkandan çıktığında elinde taşıdığın şey aslında en kırılgan halin oluyor. Çocukken dokunamadığın o en üst raftaki oyuncaklar gibi; büyüyorsun ama hala uzanamıyorsun. Ve evet, hala uzanmak istiyorsun.  O gün, o Toyzz Shop’un önünden geçerken içimde tuhaf bir kıpır...

İÇ DÖKME SEANSI: AİDİYET VE REKABET

Hayatta kalabilmenin canlılık özelliklerinden olan adaptasyon ve rekabet.  Adaptasyon, aitlik, var olabilmek, var olduğun yerde kabulünün onay arayışı; bir yere uyum sağlamanın oraya ait olduğunu göstermediği gerçeği. Bu biraz da kabul görme,onaylanma kaygısına kapılmadan ne kadar kendin olabildiğinle alakalı bir durum. Aidiyet duygusunun içinde bıraktığı o boşluğun peşinden şehirden şehre taşınmak, bu duygunun bıraktığı boşluğu tamamlamaya çalışmak. Nasıl olsa buraya aidiyet duygum yok deyip bağını kolaylıkla koparabileceğin, kendin gibi zayıf bağlar kurabileceğin insanlarla anlamlı bağlar kurabileceğini sanmak. Sonrasında "Ben neden aynı insanlarla aynı döngüde sınanıyorum?" diye diye sihirli değnek beklemek. Aslında tamamlamaya çalıştığın şey, ne şehirden şehre taşınmak ne de uyum sağlamak. Kendinle olan ilişkinin yansımasını bir boşluk metaforunda görüyorsun ve kendin bu boşlukta sorumluluk almayı kabullenmedikçe, bu boşluğun peşinden savrularak geçip giden yıllar olduğ...

GERÇEKLİK OLGUSUNA BİR İÇ ÇEKİŞ

Kendi hayatımda "gerçeklik olgumu" sorguladığım ve gerçeğe en yakın hissettiğim şeylerin çarpışması sonucu yine overthinkistan'a yapılan o yolculuk. İletişim çeşitleri arttıkça, insan ilişkilerinin kalitesi de azalıyor.Çünkü seçenek çok, bir tıkla daha iyisi daha güzeli hep var.Taktik var.Kurmaya çalıştığın bağlarda, eğer aradığın şey taktik ve kısa süreli heyecanlar ise bu oyunlar belki bu taktikler işine yarayacaktır.Bu taktikler döngüsü, benim gerçekliğimle (gerçeklik olgum) baya zıt kutuplarda.Peki ya benim gerçekliğim ve bu olguya en yakın hissettiğim şeyler tam olarak neydi? İçimde var olan o boşluğu koca bir çöp yığınıyla çürüten aradığım şey neydi? Kendi içime dönüyorum,bugüne kadar kurduğum yakınlıklarda ne kadar kendim olmayı başarabildim? Taktiksiz,dik başlı,asi ve bir o kadar da dümdüz biri olmanın getirdiği şeylerin sonunda da çoğu şeyin yüzeysel kaldığı bağ kuramama sorunlarına çıktığını düşünürsek, neydi benim gerçeklik olgum? Benim gerçeklik olgum, gerçek...