Özel günlerde hayatımın kritiğini yapıyorum. Kimler ne kadar yanımda? Ne kadarı samimi? Ya da bu özel günlerde yanımda olup değer verdiğini hissettirecek fırsatları kimler kovalıyor? Onların hayatında ne kadar var olabilmişim, ona bakıyorum. Biliyorum, mesele birinin hayatında olmak değil; o hayatta kalabilmektir önemli olan. Özel günlerden kastım, geçirdiğiniz "glow up" sürecinize eşlik edenler... Kendinizce belirlediğiniz daha iyi bir versiyona dönüşürken, yolunuza kimin eşlik ettiği... Kendi dönüm noktalarınızda, geçiş süreçlerinizde, kız neşesinin tadilatta olduğu iyileşme döneminin arkasında her telefonu açan, en önemlisi de kendime inanmadığım zamanlarda bana inanan; sonbaharın da kısmen bir bahar olduğunu hatırlatacak insanların hatrına dönüyor bu güzelim dünya ✨️🎊
Yılın sonlarına doğru doğduğum için benim ilk yıl sonu kritiğim bu zamanlarda oluyor. 2024'ün başından bu yana kendimi hırslı bir kişilik olarak adlandırmazdım. Hırs demek kötü bir şeydi sanki... Azimli ve sürekli çabalama hali beni daha çok yansıtıyordu. Aslında hırsı kötü bir şeymiş gibi kafamda kodlamak, bu zamana kadar hırsını hayatına doğru entegre edememiş insanlarla yolumun kesişmesiyle kafamda yer etmiş olabilir. Azim ve çabama biraz öfkeyle şekil verdiğimde (yatırım tavsiyesi değildir), hayatımı iyi anlamda etkileyebilecek bir hırsa sahip olduğumu fark ettim.
Benim olan gerçekten de beni buluyor ve tesadüflere inanmıyorum. Bu, biraz "hayata fazla mı anlam yüklüyorum" cümlesi gibi oldu. Seviyorum var olan hayatımı romantize etmeyi, akışta olmayı. Hayatın bana hazırladığı tüm güzellikleri, akışta kalarak ve hayatın hakkını vererek yaşamak için çabalıyorum.
Sürekli tekrarlayan döngülerde olduğumu düşündüğüm bazı konular vardı. Mesela, ben senelerce asosyal ve yalnız biri olduğumu düşünüyordum. Bu izolasyon beni çıkmazlara o kadar sürüklüyordu ki hayatımın arka planında sanki hiç başarısızlığım yokmuş gibi sosyal ilişkilerdeki bu döngü çok yorucuydu. Bu döngüyü kırmam için sadece iyi ve özgür hissetmek yetiyordu; geri kalan ortamlarda mizah seviyemi ortaya koyuyorum zaten. (Toplum, farklı olanı dışladığını sanarken aslında farklı olan dışlamıştır toplumu.) Bu döngülerin ne kadarı benim kontrolümdeydi? Kontrolüm olan kısımlarda sorumluluk almaya hazırken, kontrolüm dışında gerçekleşen dışsal faktörlerden ben sorumlu değildim. Hayatımda daha güzel anılar biriktirmeye odaklandığım için geçirdiğim güzel vakitleri kaygıya teslim etmeyecek kadar güçlenme farkındalığı oluşmuştu bile. Benim savunma mekanizmam, beynimin dışsal faktörlerden kaynaklı kötü anıları direkt silmesiydi.
Üretkenlikle ve meşguliyetle beslenen bir insanım. Gece 3'ten sonra olanlara sadece annemin üzüldüğünü bildiğimden beri gecenin 3'leriyle arayı açtım; artık meşguliyetlerim var. Üretkenliğimi ve meşguliyetlerimi kendim sabote edebilirim ama kontrolüm olmayan bir dışsal faktörün üretkenliğime zeval getirmesine izin vermem. Senelerimi verip ışıl ışıl parlattığım zihnimi, bir başkasının benden esirgediği hiçbir değer yargısına ya da manipülasyonlarına karşı kör kuyulara atmam. Kendime verdiğim değer bu taktiklerin çok ötesinde ve ben inandığım hikayelerin manzaralarında dostlarımla güneşi batırmaya devam edeceğim.
Belki de tüm bunların içinde asıl önemli olan, kendime gösterdiğim özeni, aynı özenle sevdiklerime de gösterebilmemdi. Bu yüzden dandik bahanelerle ihmal edilmeyi kabullenemiyorum. Hayatımda birine değer verdiğimde, bunun bir karşılık bulmasını, en azından samimiyetle hissettirilmesini bekliyorum.Köken ailemde, iyileşme sürecimde yaşanan dalgalanmalar her zaman bir karşılık bulmamış olabilir ya da belki aynı gönül penceresinden bakamıyorduk. Ancak yetişkinlikte durum böyle değil; arkadaşlıklar seçilmiş ailelerimiz oluyor. Ve ben seçimlerimi sevgiyle ve bilinçle yaptığım için, onlar benim için ekstra değerli 🫶🏻

Yorumlar
Yorum Gönder